Hüseyin VATANSEVER
Uluslararası Alüminyum Enstitüsü (IAI) tarafından yayınlanan verilere göre 2025 yılında küresel birincil alüminyum üretimi, 2024 yılı toplamına oranla yüzde 1,1 artışla yaklaşık 73,78 milyon tona ulaştı. En büyük üretici olan Çin’in birincil alüminyum üretimi, 2025 yılında bir önceki yıla göre yüzde 1,9 artarak 44,2 milyon tona ulaştı ve küresel üretimin yüzde 60’ını oluşturdu. İkinci sırada ise 7 milyon ton üretimle Rusya Federasyonu da dahil olmak üzere Avrupa yer aldı. Aynı dönemde 6,15 milyon ton üretimle Körfez İşbirliği Konseyi ülkeleri üçüncü sırayı aldı. 2025 yılı için alüminyumda küresel tüketimin yaklaşık 101,5 milyon ton olarak gerçekleştiği tahmin ediliyor.
Küresel alüminyum talebini artıran başlıca sektörler arasında ulaşım yer alıyor. Özellikle otomotiv sektöründe ürünü hafifleştirme ihtiyacı alüminyum talebini destekliyordu. Buna elektrikli araçların pazar payının artması ve hızlı yaygınlaşması eklenince büyük bir itici güç doğdu. Bunun yanı sıra inşaat ve yapı sektörü de toplam talebin yaklaşık yüzde 26’sını oluşturuyor. Özellikle Asya-Pasifik ve Orta Doğu bölgelerindeki kentsel ve altyapı yatırımları söz konusu talebin gelişmesini destekliyor.
Demir ve demir dışı metaller ihracatında en büyük paya sahip
İstanbul Demir ve Demir Dışı Metaller İhracatçıları Birliği (İDDMİB) tarafından yayımlanan Alüminyum Sektörü Ağustos 2026 Değerlendirmesi adlı çalışmada alüminyumun demir ve demir dışı metaller sektörü ihracatında değer olarak en büyük paya sahip olduğuna işaret ediliyor. Çalışmada alüminyumun hafifliği, kullanım kolaylığı, yüksek korozyon direnci sebebiyle birçok sanayide giderek yoğun bir şekilde kullanıldığı belirtilirken, bu kilit maddenin bazı sektörlerdeki kullanım alanının genişlemesine dikkat çekiliyor. Alüminyumun en yoğun kullanıldığı alanlar arasında inşaat sektöründe yüzde 25, ulaşımda yüzde 24, ambalajda yüzde 15, elektrik ve elektronikte yüzde 10 civarında payı bulunuyor. Diğer yandan alüminyum kullanımı genel mühendislik alanında yüzde 9, mobilya ve ofis eşyalarında yüzde 6, demir çelik ve metalürji sanayiinde yüzde 3, kimya ve tarım ürünleri sanayiinde yüzde 1 ve diğer alanlarda ise yüzde 7 oranına sahip. 2025 yılında alüminyum sektörü ihracatının demir ve demir dışı metaller sektöründeki oranının yüzde 40 olduğu bilgisi paylaşılırken, söz konusu dönemde 5,36 milyar dolar ihracat gerçekleştirildiği kaydediliyor.
Söz konusu değerlendirmede Türkiye’nin birincil alüminyum üretimi de ele alınıyor. una göre Türkiye’de alüminyumun hammaddesi boksit yatakları 57 milyon ton görünür, 365 milyon ton muhtemel olmak üzere toplam 422 milyon ton civarında tespit ediliyor. Fakat değerlendirmede işlenebilecek boksit miktarı 63,3 milyon ton seviyesinde gösteriliyor. Çalışmada söz konusu boksitten yaklaşık 15,8 milyon ton alüminyum üretilebileceği ifade ediliyor. Başka bir deyişle yıllık 1 milyon ton kapasiteli bir birincil alüminyum tesisi kurulduğunda 15 yıl, yıllık 500 bin ton kapasiteli bir alüminyum tesisi kurulduğunda ise 30 yıl yetecek kadar hammadde mevcut. Türkiye’nin birincil alüminyum tesisi kurma kararı alması durumunda alümina ithal etmek durumunda kalacağına dikkat çekilirken, maliyetin yanı sıra düzenli alümina temini zorunluluğu vurgulanıyor.
İlk 7 aylık dönemde 3,8 milyar dolar ihracat gerçekleşti
Ülke alüminyum sektörünün bir diğer çatı kuruluşu Türkiye Alüminyum Sanayicileri Derneği (TALSAD) tarafından paylaşılan değerlendirmeye göre 2023 yılında yaşanan daralmanın ardından başlayan küresel pazarlardaki durgunluk, 2024 ve 2025 yıllarında da alüminyum sektörü üzerinde etkisini gösterdi. TALSAD, bu koşullara rağmen 2025 yılında Türkiye’nin toplam alüminyum ihracatının miktar bazında yüzde 0,19 artarak 1,23 milyon tona; değer bazında ise yüzde 6,8 artarak 5,58 milyar dolara ulaştığı bilgisini paylaştı. Ayrıca TALSAD verilerine göre 2026 yılının ilk yedi ayında toplam alüminyum ihracatı, geçen yılın aynı dönemine göre miktar bazında yüzde 2,5 artarak 743 bin tona; değer bazında ise yüzde 16,8 artışla 3,8 milyar dolara yükseldi. Türkiye’nin alüminyum sektörü mamul ve yarı mamul üretiminde güçlü bir ihracatçı konumunda olmasına rağmen, bu üretimin temel girdisi olan birincil alüminyumda yüzde 95’e yaklaşan oranda dışa bağımlı. Buna karşın Türkiye alüminyum sektörü, özellikle ekstrüzyon ve yassı mamuller olmak üzere işlenmiş ürünlerde Avrupa’nın en önemli tedarikçileri arasında yer alıyor. Bu veriyi yıllar içinde artan ihracat rakamları da destekliyor. Söz konusu durumda Türkiye’nin üretim gücünün dikkate değer olduğunu söylemek mümkün. Türkiye’nin alüminyum üretiminin büyük bölümünün Avrupa ülkelerine ihraç edildiği düşünüldüğünde sektörün Sınırda Karbon Düzenlemesi Mekanizması (SKDM) önem kazanıyor. Buna ilave, karbon ayak izini azaltmak adına hurda ve geri dönüşüm yoluyla elde edilen ikincil alüminyum kullanımına yönelmek gerekiyor. Çünkü ikincil alüminyum kullanımı boksit cevherinden yapılan birincil üretime göre daha az enerji gerektiriyor.
Türkiye’nin alüminyum sektöründe ihracatını artırabilmesi için bir diğer önemli konu da katma değerli üretim ve teknoloji kabiliyetini geliştirmesi. Standart ürünlerde küresel fiyat rekabetinin giderek yoğunlaştığı günümüzde yalnızca maliyet avantajı üzerinden değil; mühendislik kabiliyeti, kalite, özel alaşım geliştirme, ileri işleme, teslimat hızı, sürdürülebilirlik ve müşteriye özel çözüm üretme kapasitesi üzerinden farklılaşmak önem kazanıyor. Ar-Ge ve teknoloji yatırımlarının artırılması, nitelikli insan kaynağının geliştirilmesinin beraberinde sektörün otomotiv, havacılık ve savunma, yenilenebilir enerji, elektrikli araçlar ve enerji altyapısı gibi yüksek büyüme potansiyeline sahip alanlarda daha güçlü konumlanması ayrıca önem taşıyor.
Güvenilir bölgesel üretim ve tedarik zinciri partneri olma hedefi bulunuyor
Avrupa, Orta Doğu ve Kuzey Afrika’ya yakınlığı Türkiye’nin önemli bir avantajı olarak görülüyor. Bununla birlikte geniş üretim altyapısı ve esnek üretim kabiliyeti de küresel rekabette avantaj kazandırıyor. Gelecek dönemde bu avantajı “düşük maliyetli alternatif tedarikçi” olmaktan çıkarıp “güvenilir bölgesel üretim ve tedarik zinciri partneri” konumuna taşımak önem kazanıyor. Ayrıca sürdürülebilirlik ve düşük karbonlu üretim, ihracat açısından giderek daha stratejik hale geliyor. Avrupa başta olmak üzere ana pazarlarda karbon performansı, ürünün menşei ve hammaddenin izlenebilirliği pazar erişimini daha fazla etkiliyor.
Bu nedenle geri dönüştürülmüş hammaddeye erişimin güçlendirilmesi, düşük karbonlu enerjiye rekabetçi maliyetlerle ulaşılması, yerli hurda toplama ve ayrıştırma altyapısının geliştirilmesi ve ürün bazlı karbon/izlenebilirlik sistemlerinin güçlendirilmesi Türk alüminyum sektörünün rekabet gücü açısından önemli olacak. Burada en kritik konu, sürdürülebilirlik yatırımlarını maliyet yaratan bir yük olarak değil, uluslararası pazara erişimi ve daha yüksek katma değerli ürün satışını destekleyen bir rekabet yatırımı olarak görebilmek.


