Ali İhsan YEŞİLOVA
TALSAD Yönetim Kurulu Başkanı
Dünya ekonomisi; ticaret savaşları, korumacı politikalar, jeopolitik gerilimler, enerji maliyetleri ve yeni çevresel düzenlemelerle önemli bir dönüşümden geçiyor. Bu değişimin merkezinde ise hafifleme, enerji verimliliği, elektrifikasyon ve döngüsel ekonomi hedeflerinin kritik malzemesi olan alüminyum bulunuyor.
Türkiye alüminyum sanayisi, güçlü üretim altyapısı, nitelikli insan kaynağı, ihracat deneyimi ve esnek üretim kabiliyetiyle bu dönüşümün önemli aktörlerinden biri.
Bugün hedefimiz, yalnızca mevcut gücümüzü korumak değil; daha yüksek katma değer üreten, daha döngüsel, daha düşük karbonlu ve küresel rekabet gücü daha yüksek bir Türkiye alüminyum sanayisi inşa etmek. Türkiye Alüminyum Sanayicileri Derneği (TALSAD) günümüzde alüminyum sektörünün farklı iş kollarını temsil eden 88 üyesiyle, ülkemize her yıl 5,5 milyar doların üzerinde ihracat girdisi sağlayan önemli bir sanayi ekosisteminin gelişimine katkı sunuyor.
Alüminyum, geleceğin stratejik malzemesi
Alüminyum artık yalnızca bir metal değil; enerji verimliliği, hafifleme, elektrifikasyon ve döngüsel ekonominin kesişiminde yer alan stratejik bir sanayi girdisidir. Hafifliği, yüksek dayanımı, kolay şekillendirilebilirliği ve tekrar tekrar geri dönüştürülebilmesi sayesinde alüminyum; otomotivden yenilenebilir enerjiye, inşaattan ambalaja, havacılıktan savunma sanayine kadar pek çok sektörün dönüşümünde kritik rol üstleniyor. Daha hafif, daha verimli, daha uzun ömürlü ve daha düşük karbon ayak izine sahip ürünlerin geliştirilmesinde alüminyumun rolü giderek artıyor. Bu nedenle Türkiye’nin alüminyum sektöründeki başarısı yalnızca bir sanayi sektörünün başarısı değil; Türkiye’nin yeşil dönüşüm, ihracat ve küresel rekabet hedefleri açısından da stratejik bir konu.
Daha fazla katma değer, daha fazla döngüsellik öne çıkacak
Türkiye alüminyum sanayisinin en önemli yapısal konularından biri hammadde tedarikidir. Birincil alüminyum ihtiyacımızın yaklaşık yüzde 95’i ithalat yoluyla karşılanıyor. Bu tablo, sektörümüz için geri dönüşüm ve ikincil alüminyum üretiminin stratejik önemini her geçen gün artırıyor. Türkiye’nin önümüzdeki dönemde hurda toplama ve ayrıştırma altyapısını geliştirmesi, ikincil alüminyum üretim kapasitesini artırması, enerji verimliliğine ve yenilenebilir enerji kullanımına odaklanması, Ar- Ge ve ileri üretim teknolojilerine yatırım yapması ve katma değeri yüksek ürünlerin ihracatını artırması gerekiyor. Özellikle otomotiv, yenilenebilir enerji, inşaat ve ambalaj gibi yeşil dönüşümün öncü sektörlerinde artan alüminyum talebi, Türkiye sanayisi için önemli bir fırsat yaratıyor.
Jeopolitik riskler hammadde güvenliğini tehdit ediyor
Alüminyum sektörü açısından bir diğer stratejik konuyu ise hammadde arz güvenliği oluşturuyor. 2025 yılında yaklaşık 1,7 milyon ton birincil alüminyum ithal eden Türkiye’nin tedarik zincirinde Körfez Ülkeleri önemli bir yer tutuyor. Jeopolitik gerilimler, enerji maliyetlerindeki artış, lojistik riskler ve hammadde fiyatlarındaki dalgalanmalar sektörümüzün maliyet yapısı üzerinde doğrudan etkili oluyor. Bölgesel gerilimlerin bir sonucu olarak Hürmüz Boğazı’nda yaşanan lojistik tıkanıklıklar, sektörümüzü ciddi bir hammadde arz güvenliği riskiyle karşı karşıya bıraktı. 2025 yılı birincil alüminyum ithalatımızın yaklaşık yüzde 45’ini karşıladığımız Körfez Ülkeleri, Türkiye için en temel stratejik tedarik kaynağı konumunda yer alıyor. Bölgedeki tesis güvenliğine yönelik riskler ve dev hammadde üreticilerinin kademeli duruş kararları alması tedarik zincirinde aksamalara yol açarken, artan nakliye maliyetleri ve LME fiyatlarındaki yüzde 10’luk yükseliş maliyet baskısını artırıyor. Alüminyumun enerji yoğun yapısı nedeniyle yükselen enerji fiyatları ve lojistik belirsizlikler, stok kontrol yönetimini hayati bir öncelik haline getirdi. Bu nedenle rekabetçi ve öngörülebilir enerji maliyetleri, sektörümüzün geleceği açısından hammadde güvenliği kadar kritik bir konuyu oluşturuyor.
Bunun yanında Türkiye’de son yıllarda artan işçilik maliyetleri ise toplam işletme maliyetleri içerisindeki payını yükselterek üreticilerimizin üzerinde ciddi bir yük oluşturdu. İhracat ağırlıklı çalışan sektörümüz dövizle satışlarında rekabetçiliğini korumaya çalışırken; bir yandan artan işçilik ve enerji giderleri, diğer yandan döviz kurunun yatay seyri, LME bazlı dolar kuru ile hammadde tedariki ve Avrupa ağırlıklı ihracatın euro ile yapılmasından doğan parite farkları sanayicilerimizi günden güne daha büyük bir finansman zorluğuna sokuyor.
Küresel pazarlarda yeni rekabet dönemi başladı
Türkiye alüminyum sanayisi son yıllarda Almanya, ABD, İtalya ve Polonya başta olmak üzere geniş bir coğrafyada güçlü bir ihracat ağı oluşturdu. Ancak küresel ticarette korumacı politikaların güçlenmesi, ihracat pazarlarımızdaki rekabet koşullarını önemli ölçüde değiştiriyor. ABD’nin Section 232 kapsamında alüminyum ve alüminyum ürünlerine uyguladığı yüksek tarifeler de Türkiye’nin önemli ihracat pazarlarından biri olan ABD’deki ticaret koşullarını yeniden şekillendirdi. Bu yeni dönemde Türkiye alüminyum sanayisinin rekabet gücünü koruması; yalnızca fiyat avantajıyla değil, teknoloji, kalite, sürdürülebilirlik, ürün çeşitliliği ve katma değer üzerinden mümkün olacak.
Ticaret bağları yeni kurallarla şekilleniyor
Türkiye alüminyum sektörünün toplam ihracatının yaklaşık yüzde 65’i Avrupa Birliği (AB) pazarına gerçekleştiriliyor. Bu nedenle AB’nin sürdürülebilirlik ve sanayi politikaları sektörümüzün geleceği açısından kritik önem taşımakta. 1 Ocak 2026 itibarıyla kesin uygulama dönemine giren Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM), karbon yoğun üretimin ölçülmesini ve yönetilmesini sektörümüz açısından zorunlu hale getirirken; AB Sanayi Hızlandırıcı Yasası teklifinde öngörülen “Made in EU” ve düşük karbonlu ürünlere yönelik kriterler de gelecekteki rekabet koşullarını şekillendiriyor. Türkiye’nin Avrupa ile güçlü ticaret bağlarını koruyabilmesi ve geliştirebilmesi için düşük karbonlu, izlenebilir ve döngüsel üretim kapasitesini hızla güçlendirmesi kritik önem taşıyor.


