Başak Nur GÖKÇAM
İklim krizi, artan gıda enflasyonu ve derinleşen yoksulluk. Sürdürülebilirliğin en kırılgan başlıklarından biri artık gıda. Topraktan sofraya uzanan zincirde yaşanan her kayıp, yalnızca ekonomik değil, suyun, emeğin, enerjinin ve karbon bütçesinin de heba olması anlamına geliyor.
Türkiye’de her yıl milyarlarca liralık gıda çöpe giderken, milyonlarca kişi yeterli ve sağlıklı beslenmeye erişemiyor. Hesaplamalara göre ülkemizde her yıl israf edilen gıda miktarı yaklaşık 26 milyon ton iken kişi başına düşen gıda israfı ise 100 kilograma yakın. Üstelik israfın büyük bölümü tarih etiketlerinin yanlış anlaşılması nedeniyle ‘güvenli’ ve ‘tüketilebilir’ durumdaki gıdaların çöpe atılmasından kaynaklanıyor. İsraf edilen toplam gıdanın üçte biri de, dünyada gıdaya erişemeyen insanların tümüne yetebilecek miktarda.
Konuya ilişkin konuşan Temel İhtiyaç Derneği (TİDER) Başkanı Hande Tibuk, gıda israfının sadece bir tüketim alışkanlığı değil, aynı zamanda bir sistem ve kültür meselesi olduğunu vurguladı. Tibuk, israfın maliyetinden başlayarak çözüm için atılması gereken adımları anlattı.
46 milyar TL’lik kayıp
Türkiye’de gıda israfının yıllık maliyetinin 46 milyar TL olduğunu belirten Tibuk, “Bir ailenin gıda israfı yüzde 10 azalsa, ülke genelinde 4,6 milyar TL tasarruf sağlanabilir. Bu rakamın içinde hem gıda kaybı hem de israf var” dedi.
Tibuk, kavramların altını net çizdi: “Gıda kaybı; tarladan başlayıp işleme, taşıma ve depolama süreçlerinde yaşanan miktar ve kalite azalışıdır. Gıda israfı ise perakende ve hane halkı aşamasında, tüketilebilir gıdanın çöpe gitmesidir. Gelişmiş ülkelerde daha çok israf, gelişmekte olan ülkelerde ise daha çok kayıp görülür. Türkiye’de kayıp üretim aşamasında, israf ise daha çok büyükşehir tüketim alışkanlıklarında öne çıkıyor.”
Türkiye’de özellikle üretim aşamasında planlama eksikliği ve teknoloji kullanımındaki yetersizliklerin kayıpları artırdığına dikkat çeken Tibuk, “Doğru ekim planlaması yapılmadığında, lojistik doğru kurgulanmadığında tarladaki emek çöpe gidiyor” diye konuştu.
“Tarihi geçti diye çöpe atmayın”
Tibuk’un en çarpıcı mesajlarından biri de son tüketim tarihi konusundaydı: “Gıda etiketlerindeki tarih işaretlemesinin yanlış anlaşılması, küresel ölçekte her yıl 70 milyar ile 130 milyar dolar değerindeki gıdanın, yüzde 7 ila yüzde 10’unun israf edilmesine neden oluyor. Avrupa’da çöpe giden gıdanın yüzde 10-15’i, bu kavram karmaşasından kaynaklanırken, Türkiye’de ise bu bedelin 40 milyar TL’nin üzerinde olduğu tahmin ediliyor.”
Tavsiye edilen tüketim tarihi geçmiş makarna, bakliyat ya da konserve ürünler uygun koşullarda saklanması halinde görüntüsü ve kokusu normalse tüketilebileceğine dikkat çekilen toplantıda, “Makarnada su oranı düşüktür, mikroorganizma gelişimi olmaz. O yüzden çöpe atılmamalı” vurgusu yapıldı.
Anadolu’da israfın daha düşük olduğuna işaret eden Tibuk, “Biz çuvalla aldığımız pirinci kelebeklenene kadar atmazdık. Kültürümüzde gıdaya saygı var. Büyükşehirde bu bilinç zayıflıyor” ifadelerini kullandı.
Gıda bağışı yapana vergi teşviği
Yerel yönetimlerin kritik rolüne dikkat çeken Tibuk, “Kaymakamlıklar ve belediyeler güçlü bir sosyal hizmet ağı yürütüyor. Biz kurtardığımız gıdayı doğru kişilere ulaştırmak için onlarla çalışıyoruz. Ancak sistemin en büyük eksiği bağlayıcı bir yasa. Firmaya ‘ürettiğini atamazsın, önce insan tüketimine sun’ diyen bir düzenleme yok. Kanun olsa perakendeci bizim kapımızı çalar. Şu an ikna ederek ilerliyoruz” dedi.
Türkiye’nin bu alanda önemli bir avantaja sahip olduğunu belirten Tibuk, vergi teşviğini hatırlattı: “Gıda bankacılığı yapan bir derneğe yapılan bağışın tamamı vergi matrahından düşülebiliyor. Bu çok kıymetli ama yeterince bilinmiyor.”
İklim krizinin tarımı doğrudan etkilediğini de hatırlatan Tibuk, “Don, kuraklık, aşırı yağış üretimi vuruyor. Tarım bir beka meselesi. Planlama, kooperatiflerin güçlendirilmesi ve güven ortamı şart. Biz de TİDER olarak 7 Nisan 2026’da İstanbul’da 6. Gıda Bankacılığı Zirvesi düzenliyoruz. Zirvede tüm gelişmelerin aktarılmasının yanında bu yıl, tarımdaki kayıpların azaltılması için kullanılan teknolojiler ve yapay zekâ uygulamalarına odaklanılacak, ilgili başlıklar ulusal ve uluslararası uzmanların katılımıyla ele alınacak” bilgisini verdi.
SKT ile TETT arasındaki farklar
TİDER gıda güvenliğini sağlamak ve israfı önlemek adına bu iki kavramın farkını şöyle açıklıyor:
Son Kullanma Tarihi (SKT): Et, süt ve süt ürünleri gibi riskli gıdalarda güvenlik sınırını ifade eder. Bu tarih geçtikten sonra ürün kesinlikle tüketilmemelidir.
Tavsiye Edilen Tüketim Tarihi (TETT): Çoğunlukla bakliyat ve kuru gıda gibi raf ömrü uzun ürünlerde kalite önerisidir. Uygun koşullarda saklanan, görünüm, koku ve tat açısından bozulmamış ürünler, bu tarihten sonra da güvenle tüketilebilir.
İsrafı önlemek için 5 altın kural
TİDER Genel Müdürü Nil Tibukoğlu ise, “TETT’si dolmuş ama sağlıklı ürünlerin gıda bankaları aracılığıyla ihtiyaç sahiplerine ulaştırılması mümkün. Etiketleri doğru okumak, milyonlarca ihtiyaç sahibine destek olmanın en güçlü yollarından biridir” diyerek, sorunun sadece hane halkıyla sınırlı olmayıp gıda zincirinin her aşamasına yayıldığını belirtti ve şu önerileri sıraladı:
1: Buzdolabınızı sık kontrol edin: İhtiyaçlarınızı belirleyerek alışveriş listenize bağlı kalın.
2-Yakın tarihli ürünleri tercih edin: Kısa sürede tüketecekseniz son kullanma tarihi yaklaşan ürünleri satın alarak israfı önleyin.
3-Tarih farkına dikkat edin: TETT ile SKT (veya STT) arasındaki farkı öğrenin ve gıdayı hemen çöpe atmayın.
4- Doğru muhafaza edin: Uygun gıdaları dondurarak ömürlerini uzatın.
5-Sıfır atık yaklaşımı: Kalan yiyecekleri değerlendirin, kompost yapın ve israfı minimize edin.


