Kâr marjının yeni değişkeni: İklim

Başak Nur GÖKÇAM

Küresel iş dünyasın­da sürdürülebilir­lik gündemi yeni bir evreye girdi. İklim değişikliği artık yalnızca raporlama yü­kümlülüğü ya da itibar me­selesi değil, doğrudan nakit akışlarını, varlık değerlerini ve yatırım kararlarını etkile­yen finansal bir parametre.

PwC’nin 29’uncu Küresel CEO Araştırması’na göre CE­O’ların yüzde 42’si, şirketleri­nin önümüzdeki yıl iklim kay­naklı önemli bir finansal ka­yıp riskiyle en az orta düzeyde karşı karşıya olduğunu dü­şünüyor. Enerji ve kamu hiz­metleri sektöründe bu oran yüzde 67’ye kadar çıkıyor.

Araştırmaya ilişkin değer­lendirmede bulunan PwC Europe Bölgesi Lideri Pet­ra Justenhoven, “Avrupa’da enerji dönüşümü, karbon fi­yatlaması ve tedarik zinci­ri düzenlemeleri şirket bi­lançolarını doğrudan etkili­yor. CEO’lar için iklim artık uzun vadeli bir çevre konusu değil; bugünün risk yönetimi meselesi” dedi.

Risk farkındalığı var, sistematik entegrasyon zayıf

İklim riskinin kabulü artar­ken, bu riskin karar mekaniz­malarına entegrasyonu aynı hızda ilerlemiyor. Küresel öl­çekte CEO’ların yalnızca yak­laşık dörtte biri, yani yüzde 24’ü, tedarik zinciri ve kaynak kullanımı ile yine yüzde 24’ü ürün tasarımı ve geliştirme süreçlerinde iklim risk ve fır­satlarını geniş ölçekte dikkate aldıklarını söylüyor. Birleşme ve satın almalar dâhil serma­ye tahsisinde bu oran yüzde 20’ye kadar geriliyor.

Türkiye’de ise şirket­lerin iklimi operasyo­nel süreçlere entegre et­me oranı görece daha yük­sek. Türkiye’deki CEO’ların yüzde 39’u tedarik zincirin­de, yüzde 35’i ürün tasarı­mında iklim faktörlerini güç­lü biçimde dikkate aldıklarını belirtiyor. Konuyla ilgili açık­lamada bulunan PwC Türki­ye Kıdemli Ortağı Cenk Ulu, “Türkiye’de şirketler iklimi operasyonel risk olarak da­ha net görüyor. Ancak mese­le yalnızca riskten korunmak değil; dönüşümü değer yarata­cak şekilde kurgulamak. Ser­maye tahsisinde iklim pers­pektifinin daha da güçlenmesi gerekiyor” diye konuştu.

Güven ve iklim: Finansal performansla doğrudan bağ

Araştırma, sürdürülebilir­lik başlığının güvenle iç içe geçtiğini de gösteriyor. Bu­na göre CEO’ların yüzde 66’sı son 12 ayda en az bir alanda paydaş güveni sorunu yaşa­dığını belirtirken, Türkiye’de güven sorunlarının en fazla yaşandığı alanlardan biri ik­lim değişikliğinin iş perfor­mansına etkisi.

En az güven sorunu yaşayan halka açık şirketlerin, en fazla güven sorunu yaşayanlara kı­yasla 12 aylık dönemde dokuz puan daha yüksek toplam his­sedar getirisi sağlaması dikkat çekici. Bu veri, sürdürülebilir­lik stratejisinin finansal per­formansla doğrudan bağlantılı olduğunu ortaya koyuyor.

Justenhoven’a göre, “Şeffaf iklim raporlaması, gerçekçi net sıfır hedefleri ve güçlü yöne­tişim mekanizmaları artık ya­tırımcı kararlarının merke­zinde. Güven kaybı, sermaye maliyetini artıran bir risk fak­törüne dönüşmüş durumda.”

Jeopolitik gerilimler ve iklim kesişimi

İklim riski, jeopolitik ge­lişmelerden bağımsız değil. Enerji arz güvenliği, karbon düzenlemeleri ve sınırda kar­bon mekanizmaları şirketle­rin ticaret stratejilerini yeni­den şekillendiriyor.

CEO’ların büyük bölümü jeopolitik risklere yanıt ola­rak siber güvenlik önlemleri­ni artırmayı planlarken, risk­li pazarlardan çıkış ve tedarik zincirini yeniden konumlan­dırma eğilimi de güçleniyor. Bu dönüşüm, sürdürülebilir ve dayanıklı iş modellerini zorunlu kılıyor.

Dönüşüm hızlanıyor ama eşitsiz

Araştırma, iş modeli dönü­şümünde hızlı davranan şir­ketlerin daha yüksek kârlılık ve büyüme performansı ser­gilediğini ortaya koyuyor. Ye­ni sektörlere açılan ve gelir çeşitliliğini artıran şirketler, uzun vadeli risklere karşı daha dirençli bir yapı kuruyor. An­cak CEO’ların yaklaşık yüz­de 40’ının mevcut iş modeliy­le devam edilmesi halinde şir­ketinin 10 yıl içinde varlığını sürdürüp sürdüremeyeceğin­den emin olmaması, dönüşüm baskısının boyutunu göste­riyor. Sürdürülebilirlik artık ‘uyum’ başlığı değil, şirketin varoluş stratejisinin parçası

Güven kaybedenin değeri de düşüyor

Araştırma sonuçları, sürdürülebilirlik başlığının yalnızca çevresel performansla sınırlı olmadığını; doğrudan şirket değerlemesiyle bağlantılı olduğunu ortaya koyuyor. CEO’ların yüzde 66’sı son bir yılda en az bir alanda paydaş güveni sorunu yaşadığını belirtirken, Türkiye’de güven erozyonunun en belirgin hissedildiği başlıklardan biri iklim değişikliğinin iş performansına etkisi. Dikkat çekici olan ise şu: En az güven sorunu yaşayan halka açık şirketler, son 12 aylık dönemde rakiplerine kıyasla dokuz puan daha yüksek toplam hissedar getirisi sağladı. Bu tablo, güvenin artık soyut bir itibar göstergesi değil; sürdürülebilir finansmana erişimden piyasa değerine kadar uzanan somut bir rekabet avantajı olduğunu gösteriyor.

İklim riski verileri

CEO’ların yüzde 42’si iklim değişikliğini finansal risk olarak görüyor. Enerji ve kamu hizmetlerinde bu oran yüzde 67. Küresel ölçekte şirketlerin yalnızca yüzde 20’si sermaye tahsisinde iklimi güçlü biçimde dikkate alıyor. Türkiye’de tedarik zincirinde iklim faktörlerini güçlü biçimde ele alanların oranı yüzde 39.

Related Posts

Akaryakıtta eşel mobil dönemi: Zam kadar ÖTV indirimi uygulanacak

Akaryakıt fiyatlarında artışların pompa fiyatlarına etkisini sınırlamayı amaçlayan eşel mobil sistemi, Resmi Gazete’de yayımlanan kararla yeniden yürürlüğe girdi.

Okumaya devam et
İş Dünyasından “Made in EU” taslağına destek: Türkiye’nin AB Menşeli sayılması memnuniyet yarattı

DEİK Başkanı Nail Olpak ve İTO Başkanı Şekib Avdagiç, AB’nin Sanayi Hızlandırma Yasası taslağında Türkiye’nin Gümrük Birliği kapsamında “AB menşeli” sayılmasına yönelik düzenlemeyi memnuniyetle karşıladı. İş dünyası temsilcileri, kararın Türkiye’nin Avrupa değer zincirindeki konumunu güçlendireceğini ve rekabet dezavantajı riskini ortadan kaldıracağını vurguladı.

Okumaya devam et

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir