Kadooğlu: İhracatçı navlun ve lojistik desteği talep ediyor

Türkiye’nin hububat, bakli­yat, yağlı tohumlar ve ma­mulleri sektörü çatısı al­tında yer alan temel gıda ürünleri ihracatındaki güçlü konumu, kü­resel ticaret dengelerindeki deği­şim ve artan maliyet baskısı altın­da yeni bir sınavdan geçiyor. Sek­törün ana ihraç ürünlerine ilişkin TradeMap verileri, özellikle Tür­kiye ile rekabette Mısır’ın avan­taj kazanmaya başladığını ortaya koyarken sektör temsilcileri nav­lun desteğinin yeniden ve hedefli biçimde devreye alınmasını talep ediyor.

İhracatçıların küresel re­kabet gücünün korunması ve ih­racatta sürdürülebilirliğinin sağ­lanması açısından navlun mali­yetlerinin, son dönemde giderek daha belirleyici bir unsur hâline geldiğine dikkat çeken Güneydo­ğu Anadolu Hububat, Bakliyat, Yağlı Tohumlar ve Mamulleri İh­racatçıları Birliği Başkanı Celal Kadooğlu şunları söyledi: “Tür­kiye’nin hububat, bakliyat, yağ­lı tohumlar ve mamulleri sektö­rü çatısı altında yer alan temel gıda ürünleri ihracatı yüksek to­najlı ürünler olup toplam maliyet içinde kritik bir yer tutan navlun giderleri, fiyat rekabetinde çok belirleyici bir unsur haline gel­miştir.

Son birkaç yıldır sektörü­müzde, özellikle Süveyş Kanalı’na yakınlığı ve Afrika pazarlarına erişimde ek lojistik avantajlarıyla Mısır’ın yükselişi dikkat çekiyor. Mısır bazı yapısal unsurlar nede­niyle sahip olduğu maliyet avan­tajını, ihracatta ortalama ton fi­yatı anlamında bir fiyat rekabeti­ne dönüştürüyor. 2024 TradeMap verilerine göre Türkiye’nin 1,2 milyar dolar ihracatla dünya bi­rinciliğini sürdürdüğü buğday unu alanında, Mısır’ın ihraca­tı 454 milyon dolara ulaştı.

Mı­sır bu ihracatın yüzde 47’sini Su­dan’a yapıyor, bu pazarı sırasıyla Madagaskar ve Somali takip edi­yor. Türkiye’nin hem buğday unu hem de makarna tarafında önem­li bir pazara sahip olduğu Somali de dahil olmak üzere, Doğu Afrika bölgesinde Mısır’ın buğday unu ihracatı son yıllarda çift haneli se­viyelerde artarken, bizim artışı­mız daha sınırlı seyrediyor. Maa­lesef makarna tarafında da benzer bir tablo var.

Türkiye’nin dünya ikincisi olduğu bu alanda Mısır, özellikle Afrika pazarlarında ag­resif bir büyüme içinde. Bu geliş­meler ışığında, sektör olarak uzun yıllardır büyük bir özveriyle oluş­turduğumuz pazarımızı koruya­bilmek adına navlun desteğinin hedef pazar ve ürün bazlı şekilde yeniden devreye alınmasını talep ediyoruz. Navlun desteğinin sek­törel bir tercih değil, eşit rekabet zemini sağlayacak dengeleyici bir zorunluluk olduğuna inanıyoruz.”

“Türkiye’nin pazar erişim avantajı giderek daralıyor”

Mısır ile rekabette navlun ma­liyetlerine ek olarak başka deza­vantajlar da olduğunun altını çi­zen Kadooğlu, gelecek dönemde Çin’in rekabeti daha da sertleşti­rebileceğine dikkat çekerek şun­ları ifade etti: “Mısırlı rakipleri­miz daha düşük enerji maliyetleri ve daha düşük işçilik giderlerinin yanı sıra, devlet destekli sübvan­siyonlara ve girdi maliyetlerin­de avantaj sağlayan yapısal des­teklere sahipler.

Bunun yanın­da Arap Birliği üyeliği sayesinde bölgesel ticaret kolaylıklarından, Afrika içi ticari entegrasyon me­kanizmaları (AfCFTA) sayesin­de vergisel ve lojistik avantajlar­dan yararlanıyorlar. Türkiye ise bu ticaret bloklarının dışında kal­mış durumda. Avrupa Birliği ile Gümrük Birliği avantajına sahip olmakla birlikte makarna, bulgur, çikolata ve şekerleme ürünlerin­de Türkiye’ye yıllardır değişme­den uygulanan ve AB’ye ihracat potansiyelimizi kısıtlayan kota­ların yanı sıra, AB’nin yeni nesil Serbest Ticaret Anlaşması ağı­nın dışında kalmamız da küre­sel rekabet zemininde aleyhimi­ze bir tablo oluşturuyor.

Arap Bir­liği, Afrika kıtasal entegrasyonu ve Pasifik ticaret blokları içinde yer almadığımız için, pazar erişim avantajımız giderek daralıyor. Kamu alımları, menşe avantajı ve lojistik maliyetler bakımından, yapısal bir rekabet dezavantajı oluşuyor. Üstelik orta ve uzun va­dede bu rekabete Çin de katılacak; agresif fiyat politikaları ve devlet destekli ihracat modeliyle Çin pa­zar dengelerini daha da bozacak.”

“Taleplerimiz, politikaları da destekliyor”

Geçmiş dönemlerde uygulanan navlun desteklerinin ihracatçılara önemli katkılar sağladığını belirten Kadooğlu ayrıca şu taleplerde bulunu: “İşçilik maliyetlerine yönelik destek mekanizmalarının geliştirilmesi, döviz kurunun enflasyonla paralel bir seyir sergilemesi, rekabetçiliğin sürdürülebilir olması için döviz dönüşüm desteğinin yüzde 3 seviyesinden en az yüzde 5’e, hatta mümkünse yüzde 6’ya çıkarılması ve lojistik maliyet hassasiyeti yüksek pazarlara yönelik hedefli bir navlun destek modeli oluşturulması acil taleplerimizden bazılarıdır. Bu desteklerin hayata geçmesinin istihdam, sanayi üretimi ve tarım-sanayi entegrasyonu açısından büyük önem taşıdığına ve kamunun verimlilik odaklı mevcut ekonomi politikalarını destekleyici olacağına inanıyoruz.”

Related Posts

OpenAI strateji değiştirdi: Önceliği bu alana verecek

Yapay zekâ yarışında rekabet kızışırken OpenAI, stratejik odağını yeniden belirliyor. Şirketin kodlama ve kurumsal çözümlere ağırlık vereceği belirtilirken, bazı alanlarda geri adım atacağı da belirtiliyor.

Okumaya devam et
Tek bir saldırı, 47 bin ton emisyon

Yeşil dönüşüm için trilyon dolarlık projeksiyonlar yapılırken, İran’daki petrol tesislerine yönelik saldırılar devasa karbon bombasına dönüştü. Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu, salınan 47 bin ton sera gazının binlerce tesisin yıllık emisyonuna bedel olduğunu vurguladı.

Okumaya devam et

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir