Türkiye’de savunma bağlantılı sektörler, üretim ve ihracattaki büyümeyle birlikte ekonomideki payını artırıyor. Türk savunma sanayisinin mevcut kapasitesi, Avrupa’nın yükselen savunma ihtiyacını karşılamada da tamamlayıcı bir unsur olarak öne çıkıyor.
BBVA Research tarafından yayımlanan “Türkiye – Savunma Sanayisi Potansiyeli” başlıklı rapora göre, jeopolitik gerilimlerin artması, ülkelerin askeri harcamalarını yükseltmesi ve savaş teknolojilerindeki değişim, küresel savunma talebini daha yapısal bir döneme taşıyor.
Avrupa, güçlü savunma sanayisi altyapısına karşın üretim kapasitesinin ölçeği, üretim hızı ve azalan stokların yenilenmesi konusunda önemli darboğazlarla karşı karşıya bulunuyor.
Avrupa’da kritik alanlarda kapasite açığı
Rapora göre Avrupa’daki en önemli kapasite açıkları; entegre hava ve füze savunması, İHA ve İHA karşıtı sistemler, gezici mühimmatlar, uzun menzilli ateş gücü ve mühimmat stoklarında görülüyor.
Avrupa’nın ihtiyaçları ile Türkiye’nin mevcut üretim kabiliyeti karşılaştırıldığında ise en güçlü eşleşmenin iki alanda ortaya çıktığı belirtildi. Bunların “İHA ve taarruz dronları” ile “mühimmat, patlayıcılar ve stok kapasitesi” olduğu kaydedildi.
Ancak Türkiye ile Avrupa’nın savunma kapasitesinin birbirini tamamlamasının, Türk şirketlerinin Avrupa pazarına doğrudan erişebileceği anlamına gelmediğine dikkat çekildi.
AB’nin tedarik kuralları ve özellikle SAFE kapsamındaki yerel içerik ile tasarım haklarına yönelik koşulların, birlik dışından gelecek tedarikçiler açısından çeşitli sınırlamalar oluşturduğu ifade edildi.
Avrupa ile işbirliğinde ortak üretim öne çıkıyor
Raporda, Türkiye’nin Avrupa savunma sanayisine daha güçlü biçimde dahil olabilmesi için en gerçekçi seçeneklerin ortak üretim, yerel montaj, ortak girişimler ve tedarik zincirlerine entegrasyon olduğu belirtildi. Tarafların üzerinde uzlaşabileceği teknoloji paylaşımı modellerinin de bu süreçte önem taşıdığı aktarıldı.
Türkiye’de savunmayla bağlantılı sektörlerin ekonomik ağırlığının yükseldiğine de işaret edildi. Türkiye’nin savunma sektörü ihracatının 2025 yılında 10 milyar dolara ulaştığı, füze ve roket üretimindeki yerlilik oranının ise yüzde 90’ı geçtiği bildirildi.
Savunmayla ilişkili sektörlerde yaklaşık 176 bin 700 kişinin istihdam edildiği kaydedildi.
İhracat pazarları çeşitleniyor
Türkiye’nin savunma sanayisindeki fırsatlarının yalnızca Avrupa ile sınırlı olmadığına vurgu yapılan raporda, ihracat pazarlarının Afrika, Asya ve Körfez ülkelerine doğru genişlediği belirtildi.
Afrika pazarında uygun maliyetli ve kısa sürede teslim edilebilen sistemlerin öne çıktığı, Asya’da ortak üretim ve teknoloji transferinin önem kazandığı ifade edildi. Körfez ülkelerinde ise yerlileştirme, ortak girişimler ve teknoloji ortaklıklarının Türkiye açısından önemli fırsatlar sunduğu aktarıldı.
Rekabette ileri teknolojiler belirleyici olacak
Türkiye’nin önümüzdeki dönemde savunma sanayisindeki rekabet gücünün yalnızca mevcut platformların üretim kapasitesini yükseltmesine bağlı olmayacağı belirtildi.
Yapay zeka, otonom sistemler, siber güvenlik, uzay teknolojileri ve diğer ileri teknoloji alanlarında sağlanacak ilerlemenin de Türkiye’nin küresel rekabetteki konumunu belirleyeceği vurgulandı.
Raporda, Avrupa’nın daha yüksek üretim ölçeğine, hıza ve sahada kullanılabilir kapasiteye ihtiyaç duyduğu, Türkiye’nin ise rekabetçi platformları, esnek üretim kabiliyeti ve modern savaş teknolojilerindeki deneyimi sayesinde Avrupa’nın savunma ihtiyaçları açısından tamamlayıcı bir ortak konumunda olduğu değerlendirildi.
Türkiye ile Avrupa arasındaki mevcut kısıtlamaların etkili şekilde yönetilmesi durumunda savunma alanındaki işbirliğinin, gelecek 10 yılın en önemli endüstriyel ve jeopolitik fırsatlarından birine dönüşebileceği öngörüldü.


