Başak Nur GÖKÇAM
6 Şubat Kahramanmaraş merkezli depremlerin üzerinden üç yıl geçti. Yıkımın boyutu hâlâ hafızalarda, kayıpların ağırlığı hâlâ taze. Ancak bu üç yıl, sadece fiziksel yeniden inşanın değil, sosyal iyileşmenin nasıl kurulacağına dair de bir sınav oldu. Sahada yüzlerce proje, onlarca yapı, sayısız geçici çözüm görüldü. Fakat çok azı kalıcı bir model üretebildi.
Bu modellerden biri, SosyalBen Vakfı’nın Hatay ve Adıyaman’da hayata geçirdiği Beceri ve Yetenek Merkezleri (BEYEM) oldu. SosyalBen, deprem sonrası sahaya ‘yardım götüren bir yapı’ olarak değil, süreklilik kuran bir sosyal sistem olarak girdi.
Çocukları yalnızca travmadan korumayı değil, onları yeniden hayata bağlayan, özgüven kazandıran, sosyal ilişkilerini onaran, umut duygusunu yeniden inşa eden bir alan oluşturmayı hedefledi. Bu merkezler, konteyner kentlerin arasında yalnızca birer atölye alanı değil, çocuklar için güvenli alan, aileler için nefes alanı, bölge için ise sosyal dayanıklılık noktaları haline geldi. Spor, sanat, yaratıcılık ve beceri temelli çalışmalar, çocukların sadece zaman geçirdiği değil, kendilerini yeniden keşfettiği bir sürece dönüştü.
Depremin kaotik ortamında çocuklar için en kritik ihtiyaçlardan biri olan ‘rutin’ ve ‘aidiyet’ duygusu, bu merkezlerde yeniden kuruldu. Üç yılın sonunda SosyalBen Vakfı, deprem bölgesindeki saha çalışmalarını planlı biçimde tamamlama kararı aldı. Ancak bu bir geri çekilme değil; model bırakarak çıkma süreci olarak tanımlanıyor. Çünkü vakıf, sahadan yalnızca hikâyelerle değil, ölçülmüş sosyal etki verileriyle ayrılıyor.
Uzun vadeli değer üretme kapasitesi
Uzman araştırmacılar tarafından yürütülen Yatırımın Sosyal Getirisi (SROI) çalışması, BEYEM modelinin çocuklar, aileler, gönüllüler ve özel sektör üzerindeki etkisini çok paydaşlı bir yöntemle analiz etti. Odak grup görüşmeleri, saha ziyaretleri, anketler ve yüz yüze mülakatlarla yürütülen araştırma, modelin yalnızca afet bağlamında değil, uzun vadeli sosyal değer üretme kapasitesine sahip olduğunu ortaya koydu.
Raporun en güçlü çıktılarından biri çocuklar üzerindeki dönüşüm oldu. Özgüven, duygusal dayanıklılık, sosyalleşme, motivasyon, yaratıcılık ve umut alanlarında anlamlı gelişimler ölçüldü. Çocukların okulla bağlarının güçlenmesi, ekran bağımlılığının azalması ve öğrendiklerini günlük hayata taşıması, merkezin pedagojik ve sosyal etkisinin somut göstergeleri olarak öne çıktı.
Veliler açısından tablo daha da çarpıcı. Ebeveynlerin tamamı kuruma duydukları güveni açık biçimde ifade ediyor. Bu güven yalnızca fiziksel güvenlikten ibaret değil. Çocuklarının iyi olma hâlinin sürekliliğine dair duyulan güveni de kapsıyor. Merkezler, aileler için yalnızca çocuklarını bıraktıkları alanlar değil, duygusal olarak da güçlendikleri sosyal alanlar haline geliyor.
Afet sahasında kurulan sürdürülebilir yapı
Beceri ve Yetenek Merkezleri, kısa vadeli saha projelerinin ötesine geçen bir kurumsal yapı olarak inşa edildi. Çok paydaşlı iş birlikleri, profesyonel gönüllülük sistemi, uzman içerik tasarımı ve ölçülebilir etki altyapısı, modelin en ayırt edici unsurları arasında yer aldı. Bu yapı sayesinde merkezler, yalnızca deprem bölgesi için değil, farklı sosyal kırılganlık alanlarında da uygulanabilir, çoğaltılabilir ve sürdürülebilir bir sosyal yatırım modeli haline geldi.
“Bu modeli her bölgede çoğaltmaya hazırız”
Rapora ilişkin değerlendirmede bulunan SosyalBen Vakfı Kurucusu Ece Çiftçi Ece Çiftçi, “Bu rapor bizim için yalnızca bir sonuç belgesi değil, sahada kurduğumuz sistemin doğru çalıştığının somut kanıtı. Doğru yatırımla bu sistemin etkisinin yalnızca çocuklarla sınırlı kalmadığını; velilerden genç gönüllülere, kurumlardan markalara uzanan çok katmanlı bir dönüşüm yarattığını görüyoruz. Bugün deprem bölgesinden planlı şekilde çekilirken, bu modeli çocukların iyi olma hâlini önceleyen her bölgede çoğaltmaya hazırız” dedi.
Depremin ardından bölgeye defalarca gitmiş bir gazeteci olarak şunu eklemek istiyorum. 6 Şubat depremlerinin üçüncü yılında artık sadece “ne kaybettik?” sorusunu değil, “nasıl iyileşiyoruz?” sorusunu sormak gerekiyor. SosyalBen Vakfı’nın sahadan çıkarken bıraktığı şey bir bina değil, ölçülmüş, belgelenmiş, sürdürülebilir ve çoğaltılabilir bir sosyal etki modeli. Ve bu model, afet sonrası çalışmaların geçici yardımlar değil, kalıcı sosyal sistemler üzerinden kurgulanması gerektiğini açık biçimde gösteriyor.
Deprem sonrası sosyal iyileşme modeli
SosyalBen Vakfı’nın deprem bölgesinde kurduğu model, klasik afet müdahalesi anlayışından ayrışan bir yapı sundu. Merkezler yalnızca çocuklara yönelik faaliyet alanları olarak değil, toplumsal iyileşmenin yeniden üretildiği sosyal alanlar olarak kurgulandı. Güvenli alan yaklaşımı, süreklilik ilkesi ve çocuk merkezli tasarım modeli, merkezleri geçici projelerden ayıran temel unsur oldu. Bu yapı, afet sonrası sosyal politikaların yalnızca ‘yardım’ değil, ‘toplumsal onarım’ perspektifiyle ele alınabileceğini gösteren yeni bir yaklaşım olarak öne çıktı.
Her 1 birim yatırım 17,1 birim sosyal getiri üretti
Gönüllüler ve özel sektör temsilcileri için ise süreç klasik ‘sosyal sorumluluk’ kalıplarının ötesine geçen bir deneyim sunuyor. Profesyonel koordinasyon, sahadaki süreklilik ve kurulan bağ, gönüllülüğü geçici bir katkı olmaktan çıkarıp anlamlı bir sosyal yatırım pratiğine dönüştürüyor. SROI raporunun ortaya koyduğu tablo, modelin yalnızca insani değil, aynı zamanda sürdürülebilirlik perspektifinden de güçlü olduğunu gösteriyor. Her 1 birim yatırım karşılığında 17,1 birim sosyal getiri üreten bu yapı, afet sonrası sosyal yatırımlar için örnek bir ölçeklenebilir model olarak öne çıkıyor.


