Toplumsal eşitsizlik derinleşiyor: 1,1 milyar çocuk risk altında

Başak Nur GÖKÇAM

İklim krizinin sosyal ve ekonomik bilançosu her geçen gün ağırlaşıyor. Aşırı hava olayları, uzayan sı­cak hava dalgaları, kuraklık ve orman yangınları sadece çev­resel bir yıkım yaratmakla kal­mıyor, toplumun gelir grupları arasındaki uçurumu da hızla derinleştiriyor. Küresel ölçek­te emisyon azaltım hedefleri tartışılırken, krizin faturası iklim krizinde en az payı olan yoksullara, açık alanda çalı­şan emekçilere, çocuklara ve yaşlılara kesiliyor.

Sürdürüle­bilirlik vizyonunun yalnızca çevresel göstergelerden ibaret olmadığını ortaya koyan gün­cel veriler ise iklim politika­larının merkezine ‘iklim ada­letinin’ ve ‘adil dönüşümün’ yerleştirilmesinin kaçınılmaz bir zorunluluk olduğunu gös­teriyor. Sıcaklık stresinden gı­da enflasyonuna, kesintiye uğ­rayan eğitimden istihdam ka­yıplarına kadar iklim krizinin toplumsal katmanlar üzerin­deki baskısı artarken, uzman­lar dönüşümün sosyal politi­kalarla desteklenmesi gerekti­ğinin altını çiziyor.

İklim krizinin tüm kesim­leri aynı şekilde etkilemedi­ğine dikkat çeken Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikli­ği ve Politikaları Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Murat Türkeş, iklim politikalarının merkezine iklim adaletinin konulması gerektiğini vurgu­layarak, “İklim değişikliğinin olumsuz sonuçları herkesi eşit etkilemiyor. Kliması ol­mayan bir evde yaşayan yaş­lı bir yurttaş ile yüksek gelir grubundaki bir kişinin etki­lenme düzeyinin aynı değil­dir. Açık alanda çalışan emek­çiler, yoksullar, çocuklar ve kronik hastalığı bulunan bi­reyler çok daha yüksek risk al­tındadır” dedi.

“Kömür işçisini işsiz bırakmak iklim adaleti değildir”

Açık alanda ve korumasız koşullarda çalışan emekçilerin sıcaklık stresine en fazla ma­ruz kalan kesim olduğunu be­lirten Türkeş, kuraklık ve aşırı hava olaylarının gıda fiyatları­nı artırdığını, bu durumun da özellikle yoksul hanelerin büt­çesini vurduğunu kaydetti.

İklim mücadelesinin sade­ce emisyon rakamlarını düşür­mekten ibaret görülemeyece­ğini belirten Prof. Dr. Murat Türkeş, adil dönüşüm ilkeleri­nin eksiksiz uygulanması ge­rektiğine işaret etti. Türkeş, “Bir kömür işçisinin santral kapandığında işsiz bırakılma­sı iklim adaleti değildir. Aynı kişinin güneş ve rüzgâr enerji­si, enerji verimliliği ya da temiz teknoloji alanlarında yeniden eğitilerek istihdam edilmesi ise adil dönüşümün temelidir” değerlendirmesinde bulundu.

Kamu politikalarının sos­yal adalet boyutunun güçlen­dirilmesi gerektiğini vurgu­layan Türkeş, yenilenebilir enerji yatırımlarının hızlan­dırılması, kömürden adil çı­kış, su kaynaklarının etkin yö­netimi, kentlerde yeşil alan­ların artırılması, sıcak hava eylem planları, erken uyarı sistemleri ve dirençli kentle­rin oluşturulmasının şart ol­duğunu kaydetti. Türkeş, bi­reysel düzeyde enerji ve su tasarrufu yapılması, toplu ta­şıma kullanımı ve gıda israfı­nın azaltılmasının da bu dö­nüşümü destekleyecek adım­lar olduğunu sözlerine ekledi.

296 milyon çocuk yaşam mücadelesi veriyor

UNICEF’in Haziran 2026’da yayımladığı Çocukların İklim Riskleri Raporu, dünya genelinde 1,1 milyar çocuğun en az üç örtüşen iklim tehlikesine maruz kaldığını ortaya koyuyor. Bu çocukların 296 milyondan fazlası ise kuraklık, aşırı sıcak ve sıcak hava dalgalarının eş zamanlı görüldüğü son derece riskli bölgelerde yaşam mücadelesi veriyor.

İklim krizinin yarattığı çevresel baskı eğitim süreçlerini de doğrudan sekteye uğratıyor. UNICEF’in Eylül 2026 tarihli ‘Sekteye Uğrayan Eğitim’ analizine göre, 2025 yılı itibarıyla 171 milyondan fazla öğrencinin, yani her 10 öğrenciden birinin eğitimi iklim kaynaklı tehlikeler nedeniyle kesintiye uğramış durumda. Sıcak hava dalgaları ve afetler karşısında hareket kısıtlılıkları nedeniyle kırılganlıkları artan yaşlılar ve kronik hastalar gibi, çocuklar da iklim krizinden en fazla etkilenen grupların başında geliyor.

Bedeli işçiler ödüyor

Türkiye’deki kömür sektörünün mevcut durumuna dikkat çekerek adil dönüşümün ertelenemez bir ihtiyaç olduğunu vurgulayan CAN Europe Türkiye İklim ve Enerji Politikaları Koordinatörü Özlem Katısöz de, “Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın üzerinde çalıştığı Ulusal Adil Geçiş Stratejisi hazırlanırken kömür bölgelerinde halihazırda yaşanan istihdam ve ekonomik kayıplar dikkate alınmalıdır. Dönüşüm planları işçiler, aileleri ve yerel ekonomilerle birlikte hazırlanmalı; somut ekonomik ve sosyal güvence mekanizmalarıyla birlikte yürütülmelidir” diye konuştu.

Related Posts

Erkan: Ağır finansman maliyetleri sektörün hızını frenliyor

EGOD Yönetim Kurulu Başkanı Deniz Erkan, yüksek finansman maliyetleri ve belirsizliğin otomotiv sektöründe yatırım kararlarını zorlaştırdığını belirtirken, elektrikli ve hibrit araçların artan payının satış sonrası hizmetlerde dönüşüm ihtiyacını hızlandırdığını söyledi.

Okumaya devam et
EMO Mersin Şubesi: Güneş enerjisi tarımla birlikte planlanmalı

Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) Mersin Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Alkan Alkaya, Mersin’in hem güçlü güneş enerjisi potansiyeline hem de Türkiye açısından stratejik öneme sahip tarımsal üretim kapasitesine sahip olduğunu belirterek, enerji yatırımlarında doğru yer seçiminin önem taşıdığını söyledi.

Okumaya devam et

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir