İzmir Ticaret Odası (İZTO) Yönetim Kurulu Başkanı Mahmut Özgener, ekim ayı meclis toplantısında ekonomideki gelişmeleri ve reel sektörün sorunlarını değerlendirdi. Enflasyondaki gerilemenin para politikasında hareket alanı yarattığını ancak faiz indirimlerinin iş dünyasının finansman ihtiyacını karşılamakta yetersiz kaldığını belirten Özgener, ekonomik güven ve öngörülebilirliğin güçlendirilmesi gerektiğini söyledi.
Finansman maliyetleri yüksek
Yıllık enflasyonun eylülde yüzde 29,73’e gerileyerek yaklaşık beş yıl sonra ilk kez yüzde 30’un altına indiğini hatırlatan Özgener, eğitim, sağlık ve kira gibi kalemlerde fiyat artışlarının yüksek seyrini koruduğunu kaydetti. Merkez Bankasının politika faizini yüzde 37’den yüzde 36’ya indirmesini de değerlendiren Özgener, kararın enflasyonun ana eğilimindeki iyileşme ve iç talepteki zayıflamayla birlikte ele alınması gerektiğini ifade etti. Faiz indiriminin üretim ve yatırım koşullarına yansımasının önemine dikkat çeken Özgener, “Özel sektörümüz faaliyetlerini sürdürmekte zorlanıyor ve finansman maliyetleri hâlâ oldukça yüksek. Bunun yanında likidite sıkıntısı da devam ediyor” dedi. Finansal piyasalarda güvenin korunmasının yabancı yatırımcı ilgisi ve uzun vadeli finansman açısından önem taşıdığını belirten Özgener, son dönemde gündeme gelen fon soruşturması ve MSCI’ın Türkiye piyasalarına ilişkin açıklamalarının da bu çerçevede değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
İhracatçıların finansman ihtiyacına değinen Özgener, döviz dönüşüm desteğinde yapılan düzenlemelerin bazı kolaylıklar sağlasa da firmaların beklentilerini karşılamadığını belirtti. Uygulamanın başladığı 2023’ten bu yana yaklaşık 44 bin firmanın destekten yararlandığını, destek alanların toplam ihracatçı firmalar içindeki payının 2026’da yüzde 34’e ulaştığını aktardı.
Döviz almama taahhüdünün kaldırılmasının özellikle ithal girdi kullanan ve döviz kredisi bulunan işletmelerin desteğe erişimini kolaylaştırdığını kaydeden Özgener, yeni satış limiti ve destek üst sınırının ise bazı firmaların alabileceği tutarı düşürdüğünü ifade etti. Mevcut yüzde 3’lük destek oranının artırılmasını isteyen Özgener, sektörlerin üretim yapısı ve yarattığı katma değere göre farklı oranlar uygulanmasını önerdi. Yerli üretime ağırlık veren ve emek yoğun sektörlerde faaliyet gösteren firmaların daha yüksek oranlarda desteklenmesi gerektiğini belirten Özgener, yıllık 100 milyon liralık destek üst sınırının kaldırılması veya ihracat hacmine göre yükseltilmesi çağrısında bulundu.
KOBİ’lerin karmaşık hesaplamalar ve bürokratik koşullar nedeniyle desteklerden yeterince yararlanamadığını da dile getiren Özgener, yerli girdiler ile fason üretim yoluyla yaratılan katma değerin hesaplamalara dahil edilmesini istedi.
Karbon maliyeti rekabetin bir parçası
Avrupa Birliği’nin gümrük reformu ve Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması’nın (SKDM) ihracatçılar açısından yeni yükümlülükler getirdiğini belirten Özgener, firmaların değişen koşullara hazırlanması gerektiğini söyledi. SKDM’nin mali yükümlülük döneminin 1 Ocak 2026’da başladığını hatırlatan Özgener, demir-çelik, alüminyum, çimento, gübre, elektrik ve hidrojen sektörlerinde karbon emisyonlarının doğru hesaplanması ve raporlanmasının önem kazandığını kaydetti.
“Karbon maliyeti artık ihracatçının rekabet gücünün bir parçası” diyen Özgener, düşük karbonlu ham madde kullanımı, ürün bazında emisyon hesaplaması ve tedarik zincirinde veri izlenebilirliğinin Avrupa pazarında rekabet açısından belirleyici olacağını ifade etti. AB’nin “Made in Europe” yaklaşımına da değinen Özgener, Türkiye’nin yeni sanayi destekleri ve kamu alımlarında hangi statüde değerlendirileceğinin henüz netleşmediğini belirtti. Avrupa’da üretim şartının Türk firmalarının bazı ihalelere erişimini zorlaştırabileceğini söyleyen Özgener, Gümrük Birliği kapsamında kazanılan hakların korunması gerektiğini vurguladı.
Yüksek katma değerli üretim vurgusu
Küresel ekonomide enerji maliyetleri, ticaret politikaları ve teknolojik dönüşümün rekabet koşullarını değiştirdiğini belirten Özgener, Türkiye’nin uzun vadeli üretim ve ihracat stratejisi oluşturması gerektiğini söyledi.
Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) ekim ayı Dünya Ekonomik Görünüm Raporu’nda Türkiye’nin 2026 yılı büyüme tahmininin yüzde 2,7’ye indirildiğini hatırlatan Özgener, Orta Doğu’daki savaşın enerji fiyatlarına etkisine dikkat çekti. Brent petrolün varil fiyatının 110 doların üzerine çıkmasının üretim ve taşımacılık maliyetleri üzerinde yeni baskı oluşturduğunu belirtti.
Avrupa’nın verimlilik ve teknoloji yatırımlarında sorunlar yaşadığı, Çin ve Asya ekonomilerinin ise yüksek teknolojili üretimde güçlendiği bir dönemde Türkiye’nin ekonomik konumunu yeniden belirlemesi gerektiğini ifade eden Özgener, mevcut üretim kapasitesini korumanın yeterli olmayacağını kaydetti. Türkiye’nin tedarik zincirlerindeki konumunu güçlendirmesi, ihracat pazarlarını çeşitlendirmesi ve orta-yüksek teknolojili üretime ağırlık vermesi gerektiğini belirten Özgener, kalıcı rekabet gücünün verimlilik ve katma değer artışıyla sağlanabileceğini dile getirdi.
İzmir’in yeni dönem projeleri 4 Kasım’da
İZTO’nun yeni dönem çalışmalarına ilişkin bilgi veren Özgener, kentin stratejik önceliklerini ve projelerini 4 Kasım’da düzenlenecek toplantıda açıklayacaklarını belirtti.
Özgener, İZTO’nun 9-20 Kasım tarihlerinde Antalya’da düzenlenecek COP31’e yönetim kurulu düzeyinde üç delegeyle katılacağını da açıkladı. Organizasyonda kurulacak stantta “Senin Atığın Benim Hammaddem” ve “Kurumsal Karbon Ayak İzi” projelerinin yanı sıra Dikili Jeotermal Isıtmalı Sera Organize Tarım Bölgesi başta olmak üzere İzmir’deki tarıma dayalı organize sanayi bölgesi yatırımları tanıtılacak.


