Gıda arzında ‘okyanus’ kalkanı

Başak Nur GÖKÇAM
basaknur.gokcam@dunya.com

Küresel ısınmanın şiddet­lendiği her geçen gün, in­sanlığın ortak korkusu tüm kıtaların aynı anda kavrul­duğu ve gıda stoklarının tüken­diği bir ‘kusursuz fırtına’ senar­yosu. Ancak Communications Earth & Environment dergisinde yayımlanan yeni bir araştırma, doğanın kendi içinde kurduğu muazzam denge mekanizması­nı gözler önüne seriyor. Hindis­tan Teknoloji Enstitüsü Gandhi­nagar (IITGN) ve Almanya’da­ki Helmholtz Çevre Araştırma Merkezi (UFZ) bilim insanla­rı tarafından yürütülen çalışma, okyanusların sadece karbon yu­tağı değil, aynı zamanda kuraklığı coğrafi olarak ‘dağıtan’ bir denge unsuru olduğunu kanıtladı.

Yüz yıllık veri seti ezberleri bozdu

Araştırma ekibi, 1901-2020 yıl­larını kapsayan 120 yıllık devasa bir iklim veri setini mercek altına aldı. Daha önceki tahminler, kü­resel ısınmayla birlikte karaların altıda birinin aynı anda kuraklık kıskacına girebileceğini öngörü­yordu. Ancak Dr. Udit Bhatia li­derliğindeki ekip, karmaşık ağ analizleri kullanarak kurak­lıkların senkronizasyonu­nu incelediğinde, ger­çek tablonun çok da­ha farklı olduğunu gördü. Veriler, eş zamanlı kurak­lık­ların tarihsel olarak dünya kara­sal alanının yalnızca yüzde 1,8 ila yüzde 6,5’lik bir diliminde sınırlı kaldığını gösteriyor. Bu durumun temel mimarı ise Pasifik Okyanu­su’ndaki sıcaklık değişimleri, yani El Niño ve La Niña döngüleri. Bu okyanus olayları, yağış modelle­rini kıtalar arasında adeta bir sat­ranç hamlesi gibi kaydırıyor. Bir bölge kuraklıkla sarsılırken, ok­yanusun diğer yakasındaki nem transferi sayesinde bir başka böl­ge üretim kapasitesini koruyor.

Tarımda kritik eşik: Yüzde 25 kayıp riski

Haberin ekonomik boyutun­da ise mahsul verimliliği ve fiyat istikrarı yatıyor. IITGN’den ya­pay zekâ bilimcisi Hemant Po­onia’nın analizlerine göre, orta şiddette bir kuraklık dahi tarım bölgelerinde mahsul kaybı olası­lığını yüzde 25’in üzerine çıkarı­yor. Mısır ve soya fasulyesi gibi stratejik ürünlerde bu oran yüzde 50’ye kadar fırlayabiliyor. Araş­tırmanın en çarpıcı sonucu, ok­yanus akıntılarının bu riskli böl­gelerin hepsini aynı anda vur­masını engellemesi. Çalışmadan elde edilen sonuçlara göre eğer okyanusların bu ‘vites değiştir­me’ özelliği olmasaydı, küresel gıda fiyatlarında spekülatif de­ğil, fiziksel arz yetersizliğine bağ­lı kalıcı bir çöküş yaşanabilirdi.

Kuraklığın nedenleri üzerine yapılan detaylı analizlerde, son on yıllardaki değişimlerin üçte ikisinin doğrudan yağış mikta­rındaki azalıştan kaynaklandığı görülüyor. Geri kalan üçte birlik dilim ise yükselen sıcaklıkların tetiklediği buharlaşma talebiy­le ilgili. Dr. Rohini Kumar, “Ya­ğış hala baskın etken olsa da, Av­rupa ve Asya gibi orta enlem böl­gelerinde yükselen sıcaklıkların kuraklık şiddeti üzerindeki etkisi gözle görülür şe­kilde artıyor,” uya­rısında bulu­nuyor.

Kuraklık merkezleri ve risk haritası

Araştırma, dünyada kuraklık faaliyetlerinin ‘ana terminali’ olarak işlev gören stratejik bölgeleri belirledi. Bu merkezler; Avustralya, Güney Amerika, Güney Afrika ve Kuzey Amerika’nın belirli kısımlarını kapsıyor. Özellikle El Niño dönemlerinde Avustralya bir ‘kuraklık mıknatısı’ gibi davranarak küresel riskin odağı haline geliyor. Ancak bu merkezlerin birbirleriyle olan zamansal farkı, küresel ticaretin nefes almasını sağlıyor.

Politika yapıcılar için ‘erken uyarı’

Bilim insanları, kuraklığı artık yerel bir hava olayı değil, birbirine bağlı bir ağ olarak yönetmeyi öneriyor. Bu yeni veri odaklı yaklaşım sayesinde:

Stratejik depolama: Kuraklık merkezlerindeki sinyaller izlenerek önceden stok yönetimi yapılabilir.

Ticaret kanalları: Bir bölgedeki ürün kaybı, okyanus döngüsü sayesinde verimli kalan diğer bölgeden ikame edilebilir.

Piyasa istikrarı: Spekülatif fiyat artışlarının önüne geçmek için “iklim temelli” küresel ticaret politikaları geliştirilebilir.

Geleceğin gıda güvenliği okyanuslarda saklı

Prof. Vimal Mishra, bu bulguların uluslararası ticaretin ve esnek tarım politikalarının önemini bir kez daha kanıtladığını belirtiyor. Doğa, sunduğu bu coğrafi çeşitlilikle bize bir zaman tanıyor. Ancak bu ‘sessiz koruma’ kalkanının, aşırı ısınan okyanuslar karşısında ne kadar süre daha direnç gösterebileceği, iklim diplomasisinin en önemli gündem maddesi olmaya aday.

Related Posts

Yeni otomobilde kasko davranışı kalıcılaşıyor

Türkiye Sigorta Birliği verilerine göre, kaskoda geçen yıl toplam sigortalılık oranı yüzde 26, otomobillerde yüzde 37 olurken, 0-5 yaş araçlarda bu oran toplamda yüzde 48, yeni otomobillerde ise yüzde 80 seviyesinde gerçekleşti.

Okumaya devam et
Hürmüz’de savaş gölgesi, otomotivde maliyet alarmı

Hürmüz Boğazı’nda gemi trafiğinin durması petrol ve lojistik maliyetlerini yukarı çekerken, otomotiv sektörü yeni bir maliyet baskısıyla karşı karşıya. Uzayan kriz, araç fiyatlarında yeni bir artış dalgasını tetiklemesi beklenirken, artan akaryakıt fiyatlarının da yeni araca olan talebi sınırlaması da konuşuluyor.

Okumaya devam et

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir