Hüseyin VATANSEVER
Jeologlar yaşadığımız çağı “Antroposen” olarak adlandırıyor. İnsan faaliyetlerinin dünyanın jeolojik yapısı, iklimi ve ekosistemi üzerinde en baskın ve kalıcı güç haline geldiğini belirten bu ifade, resmi olarak henüz kabul edilmese de bilim dünyasında yaygın kullanılıyor. İnsan Çağı da diyebileceğimiz yeni jeolojik dönem, gezegenin doğal işleyiş sisteminin insan faaliyetleri sonucunda dönüşüme uğradığını ve insanın da bu dönüşümle birlikte yaşadığı değişime dikkat çekiyor.
Yeni bir varlık türü olarak da insanın değerlendirildiği bu yeni dönemde, türümüzün hem muazzam bir güce sahip hem de derin bir acizlik içinde bulunduğu vurgulanıyor. Günümüzde insan türü elinde erişmeyi beklemediği boyutta bir gücü ve buna bağlı çeşitli imkânları tutuyor. Öyle ki asla müdahale etmemesi gereken doğal süreçleri değiştirme gücüne dahi sahip. Öte yandan her zamankinden daha kırılgan. Çünkü insanlığın müdahalesi ile kontrolden çıkan doğa nedeniyle hayatta kalmak için ihtiyaç duyulan yeryüzü koşulları tehdit altında. Bütün bu koşullar altında yeni çağın insan imgesi, güç ve acizlik arasında gidip gelen bir görüntü arz ediyor.
Antroposen çağının koşulları karşısında güçten çok, kırılganlığa daha yakın meslek grubunun çiftçiler olduğunu söylemek mümkün. İklim krizi başta olmak üzere meydana gelen kuraklık, düzensiz yağış rejimi ve aşırı sıcaklıklar, su kaynakları üzerindeki baskı oluşturuyor. Bu durum, tarımsal üretimin geleceği üzerindeki riskleri artırırken, geçimini tarımdan sağlayan kadınların çalışma koşullarını ve gelir güvencesini de doğrudan etkileyebiliyor.
Mevcut durumda kadınlar, kırsal ekonomide çiftçi, ücretli işçi ve girişimci olarak büyük bir rolü bulunuyor. Bununla birlikte kadın çiftçiler, aileyle ilişkin pek çok sorumluluğu da üstleniyor. Bunların başında çocuk ve yaşlı bakımı ve eve yiyecek getirme, ev işlerini yapmak yer alıyor. Ayrıca aile tipi küçük tarımsal işletmelerde kadın emeği, ücretsiz iş gücü anlamını taşıyor. Her zaman dile getirilen bir ifade vardır; “Tarlada izi olmayanın, harmanda yüzü olmaz” diye… Kadın çiftçiler için de bu ifadenin geçerli olması, kırsal kalkınma ve tarımsal üretimin sürdürülebilir olması adına anlam büyük taşıyor.
Kırsal bölgelerdeki kadınlar toplumsal cinsiyete dayalı ayrımcılık ve toplumsal kuralların olumsuz etkilerine de maruz kalıyor. Ücretsiz işlerde çalışmaya zorlanma, eğitim ve sağlık hizmetlerine erişimlerinin kısıtlanması, mal-mülk edinme, finans ve diğer alanlardaki hizmetlere erişimde eşitsizlik sebebiyle ekonomik faaliyetlere katılım anlamında kısıtlamalarla daha çok karşılaşıyorlar.
Uluslararası Çalışma Örgütü’ne (ILO) göre toplumsal cinsiyet eşitliğinin desteklenmesi ve güvence altına alınması ile çiftçi kadınların güçlendirilmesi, sadece kapsayıcı ve sürdürülebilir ekonomik büyümeye katkı sağlamakla kalmıyor. Aynı zamanda yoksulluğun azaltılması ve gıda güvenliği yönündeki girişimlerin de daha etkili olmasını sağlıyor. Bu nedenle her yıl 15 Ekim Dünya Çiftçi Kadınlar Günü olarak kutlanıyor ve kadının kırsal alanlardaki kritik rolünün takdir edilmesi amacını taşıyor.
Tarım sektörüne kadın katılımı azalıyor
Kadınların su yönetimi, tohum muhafazası, yerel ürün çeşitlerinin korunması ve geleneksel tarımsal bilgi alanlarındaki deneyimleri, iklim değişikliğine uyum çalışmalarına katkı sunabilecek önemli bir birikim oluşturuyor. Bununla birlikte bu birikimin
ekonomik ve çevresel faydaya dönüşmesi için kadınların eğitim, teknoloji, sulama altyapısı ve karar alma mekanizmalarına erişiminin güçlendirilmesi gerekiyor. Ek olarak dönüştürücü teknolojilerin tarım sektöründeki uygulamalarını hayata geçirmekte kadın girişimcilerin farklı bir pratiği kazandırması mümkün.
TÜİK tarafından yayımlanan Dönemsel İşgücü İstatistiklerinin Nisan-Haziran 2026 dönemini kapsayan II. Çeyrek verilerine göre Türkiye’de istihdam edilenlerin sayısı bir önceki çeyreğe göre 155 bin kişi artarak 32,479 milyon kişi, istihdam oranı ise 0,1 puanlık artış ile yüzde 48,5 oldu. Bu oran erkeklerde yüzde 65,8 iken kadınlarda yüzde 31,6 olarak gerçekleşti.
Mevsim etkisinden arındırılmış istihdam edilenlerin sayısı 2026 yılı ikinci çeyreğinde bir önceki çeyreğe göre tarım sektöründe 10 bin kişi arttı. İstihdam edilenlerin yüzde 13,7’si tarım sektöründe yer aldı. Buna göre Türkiye’de 2026 yılı ikinci çeyreğinde tarım sektöründe toplamda 4,465 milyon kişi istihdam edildi. Tarımda istihdam edilenlerin 2,675 milyonu erkek iken kadın sayısı bir önceki çeyreğe göre 4 bin kişi azalarak 1,791 milyon oldu.
Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Ziraat Odaları Bilgi Sistemi (ZOBİS) verilerine göre çiftçilerin yaş ortalaması 59’a yükseldi. Bununla birlikte erkek çiftçilerin yaş ortalaması 58, kadın çiftçilerin yaş ortalaması 61 oldu. Yaş dağılımı tarımsal nüfusun hızla yaşlandığını gösterirken gençlerin ve kadın çiftçilerin tarım sektörüne katılımının azaldığı dikkat çekiyor. Bununla birlikte Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) 2025 yılı verilerine göre Türkiye’de 4/B kapsamındaki 656 bin 264 zorunlu tarım BAĞ-KUR’lu çiftçinin yüzde 24,81’ini yani 162 bin 868’ini kadın çiftçiler oluşturuyor. Bir başka deyişle kadın çiftçilerin sosyal güvenceden yararlanma durumu daha sınırlı kalıyor.
Kadın çiftçilerin finansal kaynaklara erişimi sağlanmalı
TZOB tarafından yapılan değerlendirmede de kadın çiftçilerin büyük bölümünün aile işletmelerinde ücretsiz aile işçisi statüsünde çalıştığı vurgulanırken, emeklerinin çoğu zaman ‘aile içi katkı’ olarak görüldüğüne dikkat çekiliyor. Kadın çiftçilerin üretici kimliğini gölgeleyen bu durum, aynı zamanda onların ekonomik ve sosyal statülerini zayıflatıyor.
Kadın çiftçilerin konumunun güçlendirilmesi ise sadece bir sosyal güvence ya da gelir dağılımının daha adil olmasından öte, kırsaldan kente göçün önlenmesi ve tarımsal üretimin sürdürülebilirliği açısından da hayati önem taşıyor. Söz konusu durumu sadece tarım sektörünün bir sorunu olarak görülemez. Toplumsal cinsiyet eşitsizliği ile mücadelenin bir parçası olarak da görülebilecek bu sorun sosyo-ekonomik bir boyuta da sahip. Ayrıca kırsaldaki kadınların büyük çoğunluğunun hâlâ sosyal güvencesi olmadığı düşünülünce, çözüm için kapsamlı ve sürdürülebilir politikaların geliştirilmesine ihtiyaç duyulduğu açık.
Sorunun çözümünü gençlerin tarıma kazandırılması ile birlikte ele almak doğru bir yaklaşım olacağı gibi bir meslek kolu olarak çiftçiliğin saygınlığını yükseltmek de önem taşıyor. Bunu sağlamak için tarım meslek okulları ve üniversitelerin ilgili bölümlerine genç ve yetenekli öğrencilerin yönlendirilmesi gerekiyor.
Teknolojiden üst seviyede yararlanılabilecek bir sektör olan tarım için akıllı tarım başta olmak üzere birçok akıllı uygulamayı devreye alan yaklaşımlar desteklenmeli ve genç çiftçiler mentorluk ve koçluk gibi uygulamalarla desteklenmeli. Kadın çiftçilerin iş hayatına katılımını desteklemek için kırsal bölgelerde çocuk bakımını destekleyecek kreşler açılmalı ve yaşlı ya da engelli bireylerin bakımı için hizmet verilmeli. Bununla birlikte kardın çiftçilerin sağlık, eğitim ve ulaşım hizmetlerine erişimi kolaylaştırılmalı. Ayrıca kadın girişimcilere özel destek programları oluşturularak onların finansal kaynaklara erişimi sağlanmalı.
Kadınlar değişim için kolektif hareketleri yönlendiriyor
Birleşmiş Milletler (BM) kırsal alanlarda yaşayan kadınların ve kız çocuklarının eşitliğini, haklarını ve güçlenmesini ve daha ileri taşımak için cesur adımlar atmaya çağrısı yapıyor. Kadın çiftçilerin birçok toplumda gıda sağlayan, çevreyi koruyan ve sürdürülebilir kalkınmayı destekleyen yönüne dikkat çeken kuruluş, onlara yapılacak yatırımı hem bir adalet eylemi hem de ortak geleceği güvence altına alan bir hareket olarak nitelendiriyor.
Nesiller boyunca kırsal alanlarda yaşayan kadınların değişim için kolektif hareketleri yönlendirdiğini anımsatan BM, onların toplulukları harekete geçiren, politikaları etkileyen ve iklim adaleti gibi hayati konuların savunuculuğunu yapan yönüne dikkat çekiyor. BM’ye göre mevcut eğilimler devam ederse küresel çapta 2030 yılına kadar 351 milyon kadın ve kız çocuğu hâlâ aşırı yoksulluk içinde yaşayacak. Kadın çiftçilerin liderliklerinin etkisine dikkat çeken BM, kadınların yerel eylemlerle küresel ilerleme arasında köprüler kuran yönünü vurguluyor.
Daha çok veriye ihtiyaç var
Karşılaşılan yapısal sorunların daha açık biçimde ortaya konulması için tarımsal işletmelerin büyüklüğü, arazi mülkiyeti, iş gücü, sosyal güvence, kredi kullanımı ve gelir dağılımı gibi göstergelerin cinsiyet ile ele alınmalı. Edinilecek veriler, mevcut kadın emeğinin niteliğini ve ekonomik karşılığını güçlendirmekte yardımcı olacak. Kadın çiftçileri destekleyecek daha etkili enstrümanların geliştirilmesi böylece mümkün olur.
Kadın üreticiler birlik olmalı
Kadın çiftçilerin ekonomik açıdan güçlenmesinde kooperatifleşme önemli bir araç olma potansiyeli taşıyor. Üreticilerin ortak hareket etmesiyle girdi maliyetlerini azaltılabileceği gibi ürünler toplu pazarlama, işleme ve paketleme avantajı kazanabilir. Özellikle küçük ölçekli üretim yapan kadınlar, bu yolla ürünlerini daha geniş tüketici gruplarına ulaştırabilir. Ayrıca kooperatifleşme, lojistik olanaklarından yararlanma fırsatı sunuyor.
İklim değişikliği kadın çiftçilerin yükünü artırıyor
İklim değişikliğinin etkileri, geçimini tarımdan sağlayan kadınların çalışma koşullarını ve gelir güvencesini küresel boyutta doğrudan etki ediyor. Su yönetimi, tohum muhafazası, yerel ürün çeşitlerinin korunması ve geleneksel tarımsal bilgi alanlarındaki deneyimleri kadın çiftçileri, iklim değişikliğine uyum çalışmalarına katkı sunabilecek önemli bir noktaya taşıyor. Ayrıca kadın çiftçilerin sahip olduğu birikimin ekonomik ve çevresel faydaya dönüşmesi için eğitim, teknoloji, sulama altyapısı ve karar alma mekanizmalarına erişiminin güçlendirilmeli.
Akıllı sulama, dijital tarım uygulamaları, hava tahminleri ve erken uyarı sistemleri, üretim kararlarının daha çok veriye dayanmasına yönelik girişimler üretim artışına yardımcı olabilir. Bu teknolojilerin yaygınlaşması için uygun maliyetli çözümler, teknik eğitim ve dijital okuryazarlık desteği de kadın çiftçilere sağlanmalı. Verimlilik merkezli tarım teknolojileri çalışmaları, kadın iş gücünün desteklenmesiyle birleştirilerek bir sinerji oluşturulabilir.


