Kâğıt üstünde iklim reformu

Başak Nur GÖKÇAM
[email protected]

Küresel iklim krizine karşı sanayinin omur­gasını oluşturan kar­bonsuzlaşma süreçlerinde Türkiye, 250 milyon tonluk sera gazı emisyonunu doğru­dan etkileyecek hayati bir vi­raja girdi. Yıllık toplam emis­yon hacmi 550 milyon ton sınırını aşan ülke ekonomi­sinde, Emisyon Ticaret Siste­mi (ETS) hukuken yürürlüğe girdi. Ancak sanayi ve enerji devlerine sunulan yüzde 100 ücretsiz tahsisatlar ile net azaltım hedeflerinin bulun­mayışı, yeşil dönüşümü teğet geçen yeni bir risk tablosunu beraberinde getiriyor. Bu kap­samda İstanbul Politikalar Merkezi (İPM) Araştırmacı­sı Dursun Baş ile Türkiye’nin yeni iklim mevzuatını, sana­yideki sanal konfor alanlarını ve Avrupa Birliği (AB) Sınırda Karbon Düzenleme Mekaniz­ması’nın (SKDM) olası ağır faturalarını konuştuk.

Türkiye’nin çoktandır ge­ciken dönüşüm tuzağı içinde olduğunu belirten İPM Araş­tırmacısı Dursun Baş, “TR-ETS pilot dönemi (2026- 2027), SKDM sektörlerinde­ki elektrik üretim tesislerini ve sanayi tesislerini kapsıyor. Yani ücretsiz tahsisat oran­ları yüksek olsun talepleri sadece sanayiden gelmiyor, termik santral sahiplerin­den de geliyor. Bu talep kar­şılık da buldu zaten. Kapsam altındaki tüm işletmelere pi­lot dönemde yüzde 100 ücret­siz tahsisat yapılacak. Pilot dönemde, 65 termik santral ve 113 sanayi tesisi (çoğu çi­mento ve demir-çelik) kap­sam altında. Bu tesislere ait olan yaklaşık 250 milyon ton sera gazı emisyonunun kaba­ca yarısı termik santraller­de yarısı sanayide denebilir. 2028-2035 döneminde üc­retsiz tahsisatların nasıl ola­cağı konusu belirsiz. Yani, yi­ne kısa vadeli bir kamu politi­kası anlayışı var” dedi.

Verimsiz tesisler ödüllendirilmemeli

Sistemin kurulumunda kurgusal hatalar olduğuna dikkat çeken Dursun Baş, ve­rimlilik kıyaslamalarında­ki metodolojik eksiklikleri ise şu sözlerle eleştirdi: “TR-ETS’de termik santraller için tanımlanan kıyas değer hesa­bında son 5 senedeki santra­lin kendi ortalaması dikkate alınacak. Yani, son beş sene­de çok verimsiz bir biçimde çalıştırılan ve yüksek kar­bondioksit salan santrallerin ödüllendirildiği bir yapı kar­şımıza çıkabilir. 5 yıllık sant­ral ortalaması değeri sektör ortalamasının çok üzerin­de olanlar haksız bir şekilde avantaj elde etmiş olacak. TR ETS pilot döneminde fiilen sıfıra yakın bir maliyetle ça­lışmaya devam edebilir ve­rimsiz termik santraller. Sa­nayi tarafında da benzer bir durum var. Pilot dönemdeki sektörel kıyas değeri hesabı, AB’deki gibi en iyi yüzde 10 performans gösteren tesisin değeri yerine, ortalama sek­törel değeri dikkate alıyor. Bu da sistemin gerçek verimlilik farkını ayırt etme ve teşvik etme gücünü önemli ölçüde zayıflatıyor”

“Emisyon verileri kamuoyuna açık olmalı”

Emisyon verilerindeki giz­liliğine ilişkin konuşan Baş, “Türkiye’de ve AB’de aynı teknolojiye, aynı verimlili­ğe, aynı girdi kullanımına sa­hip aynı ürünü üreten iki te­sis olsun. Bu durumda benzer miktarda sera gazı salmala­rını bekleriz. Eğer sonuçlar birbirinden anormal derece­de sapıyorsa bu durum Tür­kiye’deki üretici açısından bir soru işareti doğurur. Bu tür sapmaları tespit edip sor­gulayabilmenin tek yolu ise emisyon verilerinin kamuo­yu denetimine açık olması­dır. Ancak halihazırda kamu­ya açık veri yok. Yönetmeli­ğin 34’üncü maddesi, işletme verilerinin üçüncü şahıslarla paylaşılamayacağını hükme bağlıyor. AB’de tesis bazında yıllık emisyon ve tahsisat ve­risi kamuoyuna açıkken, TR-ETS’de böyle bir güvence yok. Temel bir şeffaflık eksikliği var. Şirketlerin kendi sürdü­rülebilirlik raporlarında ya da SKDM kapsamında AB›­ye sunduğu veriler ‘ticari sır’ olarak nitelendirilemez” ifa­delerinde bulundu.

SKDM ve çelik sektöründe yanlış algı var

Demir-çelik sektörünün AB ihracatındaki konumuna dair doğru bilinen yanlışlara değinen İPM Araştırmacısı Dursun Baş, “Sıklıkla yapılan bir hatalı varsayım var: Bizim ihracatçımızın ‘kapıda ver­gi ödeyeceği’. SKDM uygula­masında, SKDM bedelini AB tarafında ilgili çelik ürününü ithal eden AB’li ithalatçı ödü­yor, Türkiye’deki ihracatçı değil. Elbette ihracatçıyı et­kileyecek koşullar oluşacak. AB, ithalat yapılan ülkedeki ETS ve karbondioksit fiyatı oluşumunu doğrudan SKDM maliyetinden düşülecek bir unsur olarak kabul etmiyor. Türkiye’deki TR-ETS varlı­ğı nedeniyle üreticilerin ma­ruz kaldığı karbondioksit fi­yatı doğrudan SKDM maliyet hesabında düşülecek bir pa­rametre olarak kabul edilme­yebilir. AB, bu sistemi kendi kurmuş olduğu AB-ETS ya­pısı ile muadil saymayabilir. Bunun için de aslında kısmen meşru nedenleri var, mevcut ulusal sistemimiz AB ETS ile tam uyumlu değil. Olur da tam uyumlu kabul edilirse SKDM maliyetinden düşüle­cek muadil CO2 bedeli ülke­mizdeki CO2 fiyatı sayesinde (5-10 avro olsa dahi) bile ih­racatçı rahatlayacak. Çünkü AB’li ithalatçı, Türkiye’den ithal ettiği ton ürün başına bu değeri toplam SKDM bede­linden düşebilecek. Komis­yona ödemek zorunda olduğu bedel düşecek” diye konuştu.

TR-ETS’nin en temel zaa­fının emisyon sınırlama ta­ahhüdü vermemesi olduğu­nu ifade eden Baş, “Ücretsiz tahsisatlara ek olarak, mev­cut TR ETS, kapsadığı top­lam emisyonlar için herhangi bir azaltım taahhüdünde bu­lunmuyor. Yani 2030’a gelin­diğinde, ETS kapsamındaki sektörlerin toplam emisyonu azalmak yerine artabilir bile — sistemin ‘ölü doğmuş’ bir mekanizmaya dönüşme ris­kinin asıl kaynağı bu. Kıyas­lamak gerekirse: AB ETS’de böyle bir belirsizlik yok. AB, 2023 revizyonuyla, ETS kap­samındaki sektörlerin top­lam emisyonunu 2005 yılına göre 2030’a kadar yüzde 62 azaltmayı yasal olarak bağla­yıcı hale getirdi. TR ETS’de ise böyle bir sayısal, bağlayı­cı ve tarihli bir hedef yok — ne 2030 için ne de başka bir yıl için. TR-ETS’deki tüm sektörlerde verimlilik iyileş­se bile, artan üretim miktarı nedeniyle sistemdeki toplam sera gazı miktarı sabit kal­mak şöyle dursun artış göste­rebilir” değerlendirmesinde bulundu.

Kaybedilmiş bir 10 yıl daha olmamalı

Tek başına ETS ile üretim kaynaklı emisyonları azaltmanın mümkün olmadığını söyleyen İPM Araştırmacısı Dursun Baş, “Bunu her yerde vurgulamak lazım. Azaltım hedefi olmadan, iyi performans gösteren ödüllendirilmeden, ‘korumanın’ tek başına rekabetçilik üretmediği görülmeli, aksine kaybedilmiş bir 10 yıl daha anlamına gelebilir. Yani, ücretsiz tahsisatlar 2028- 2035 arasında da devam ederse sistem çalışmaz. Türkiye için pratik öneri şunlar olabilir: rekabet kaygısını gidermek için ücretsiz tahsisatın tamamen ve hemen kaldırılması şart değil — ama (1) toplam emisyon için sayısal ve takvimi olan bir azaltım hedefi, (2) ücretsiz tahsisat oranının zamanla azalacağına dair bağlayıcı bir takvim ve (3) bu tahsisatın somut, doğrulanmış yatırıma şart koşulması” dedi.

Yatırım tetikleyicisi mi konfor alanı mı?

Mevcut haliyle, Türkiye ETS’sinin AB’nin dokümante edilmiş örüntüsünü tekrarlama riski taşıdığını söylemek gerektiğini söyleyen Dursun Baş, “Bunun üç somut nedeni var: (1) ücretsiz tahsisat, somut bir dönüşüm yatırımına şart koşulmuyor — AB’nin önerdiği ‘yatırım kanıtı’ koşulunun bir benzeri yok; (2) bağlayıcı bir azaltım takvimi yok; (3) tahsisat gelirlerinin sektöre özel bir dönüşüm fonuna aktarılacağına dair bir güvence yok, gelirler genel bütçeye gidiyor. Bu üç unsur bir araya geldiğinde, sistem şu anki hâliyle bir yatırım tetikleyicisinden çok, mevcut üretim modelini koruyan bir ‘konfor alanı’ olarak işleyebilir. Bunu tersine çevirmek için atılması gereken ilk adım net: sera gazı emisyonu verilerinin tesis bazında kamuoyuyla paylaşılması ve 2028-2035 dönemi için bağlayıcı, yıllık azaltım hedeflerinin tanımlanması gerekiyor” diye ekledi.

Dönüşüm için 3 kritik adım

Sanayide rekabet gücünü koruyarak gerçek bir karbonsuzlaşma rotası oluşturmak için sistemin üç temel sütun üzerine yeniden kurgulanması gerektiğini söyleyen İPM Araştırmacısı Dursun Baş, bu adımları şöyle sıraladı:

1 Sayısal hedef: Toplam emisyonlar için takvime bağlanmış yasal azaltım taahhüdü verilmesi.

2 Kademeli çıkış: Ücretsiz tahsisat oranlarının zaman içinde azaltılacağına dair bağlayıcı bir takvim açıklanması.

3 Yatırım şartı: Tahsisatların doğrudan doğrulanmış yeşil yatırımlara şart koşulması ve fon oluşturulması.

Related Posts

S&P’den Türk sigorta sektörüne dayanıklılık notu: Risk profili iyileşti, sıra teknik kârlılıkta

S&P Global Ratings, Türkiye hayat dışı sigorta sektörünün IICRA değerlendirmesini “Moderately High Risk” seviyesine yükseltirken, sektörün özkaynak kârlılığının önümüzdeki iki yılda yüzde 30’un üzerinde kalmasını bekliyor.

Okumaya devam et
Ucuz elektrikli otolar Avrupa’da atağa kalktı

Avrupa’da elektrikli otomobil yarışında fiyat engeli kırılmaya başladı. 25 bin euro altında satılan modellerin sayısı bu yıl ikiye katlanırken bu gruptaki satışların 2024’e göre 7 katına çıkması bekleniyor. Pazara yıl sonuna kadar yaklaşık 60 yeni elektrikli model geliyor.

Okumaya devam et

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir