Başak Nur GÖKÇAM
Türk ihracatçısı için karbon artık soyut bir çevre başlığı değil; maliyet, rekabet ve finansmana erişim sorunlarının merkezinde duran somut bir ekonomik risk alanına dönüşmüş durumda. Avrupa Birliği’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM) ile birlikte karbon maliyeti, şirket bilançolarında yeni bir kırılganlık alanı yaratırken, özellikle sanayi ve enerji yoğun sektörlerde rekabet gücünü doğrudan etkileyen yapısal bir unsur haline geliyor.
Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Dergisi’nde Ceran Zeynep Zafir Bahçekapılı tarafından yayınlanan ‘AB Sınırda Krabon Düzenleme Mekanizmasının Türkiye’nin Karbon Emisyonu Yüksek Sektörlerindeki Potansiyel Maliyetleri’nin Değerlendirilmesi’ başlıklı çalışmasına göre CBAM kapsamında özellikle demir-çelik, alüminyum, çimento ve gübre sektörleri 2026-2034 döneminde toplamda 10–21 milyar euro karbon maliyeti yüküyle karşı karşıya kalabilir. Bu tablo, karbonun artık çevresel bir başlık değil, doğrudan ekonomik bir parametre haline geldiğini gösteriyor.
Bu çerçevede kurulan yeni stratejik iş birlikleri, karbonu bir ‘uyum zorunluluğu’ olmaktan çıkarıp finansal risk yönetimi alanına taşıma iddiasıyla öne çıkıyor. İstanbul’da düzenlenen basın toplantısıyla duyurulan ortaklık, yalnızca iki kurum arasındaki ticari bir anlaşma olarak değil; Türkiye’nin karbon piyasalarına entegrasyonu, ihracat modeli ve finansal mimarisi açısından yapısal bir dönüşüm hamlesi olarak değerlendiriliyor.
Yetkililerin ortak vurgusu, karbonun artık çevresel bir başlık değil, doğrudan ekonomik bir parametre haline geldiği yönünde. Yeni dönemde karbon, şirketlerin bilançolarında yönetilmesi gereken bir finansal risk kalemi olarak konumlanırken; fiyatlama, yatırım, kredi ve ihracat kararlarının merkezine yerleşiyor.
“Bu bir sistem dönüşümü”
İmza töreninde konuşan SEKA Investment Yönetici Ortağı ve DEİK Türkiye–Arnavutluk İş Konseyi Başkanı Avukat Serhat Kısakürek, iş birliğini klasik bir yatırım anlaşmasının ötesinde konumlandırdı. Kısakürek, karbonun artık sadece sürdürülebilirlik başlığıyla sınırlı olmadığını vurgulayarak, “Karbon doğrudan bilançoları, ihracatı ve rekabet gücünü belirleyen bir finansal parametreye dönüştü. Türk şirketlerinin karbon kaynaklı maliyet risklerini yönetilebilir hale getirmek, bu iş birliğinin temel hedeflerinden biri” değerlendirmesinde bulundu.
Kısakürek’e göre, karbonun regülasyon kaynaklı bir yük olmaktan çıkarılıp finansal yönetim alanına taşınması, şirketler için yeni bir ekonomik okuma biçimi anlamına geliyor. Bu yaklaşım, karbonu pasif bir maliyet kalemi olmaktan çıkararak, aktif şekilde yönetilebilen bir finansal değişkene dönüştürmeyi hedefliyor.
Regülasyondan finansal enstrümana
1 Ocak itibarıyla yürürlüğe giren AB SKDM süreci, Türkiye açısından yalnızca teknik bir uyum zorunluluğu değil, aynı zamanda rekabet denkleminde yeni bir oyun alanı yaratıyor. Karbon, artık regülasyon başlığı olmaktan çıkıp finansal risk yönetiminin merkezine yerleşiyor.
İş birliği kapsamında şirketlere; karbon fiyatlarındaki dalgalanmalara karşı hedge mekanizmaları, küresel piyasalardaki karbon sertifikalarına doğrudan erişim imkânı ve maliyet öngörülebilirliğini artıran finansal araçların sunulması planlanıyor. Böylece karbon, belirsizlik üreten bir yük olmaktan çıkarılıp yönetilebilir bir maliyet kalemine dönüştürülmeye çalışılıyor.
Bu yapı, şirketlerin karbon riskini klasik çevre uyum politikalarıyla değil, finansal enstrümanlar üzerinden yönetmesini öngören yeni bir modelin altyapısını oluşturuyor.
Türkiye ‘eşik ülke’ konumunda
StoneX Kıdemli Başkan Yardımcısı (SVP) ve Küresel Karbon Piyasaları Başkanı Alfredo Nicastro da Türkiye’nin küresel karbon piyasaları açısından stratejik bir eşik ülke olduğuna dikkat çekti. Nicastro, karbon piyasalarının artık niş bir sürdürülebilirlik alanı olmaktan çıktığını belirterek, “Karbon, önümüzdeki dönemde emtia piyasaları kadar büyük ve belirleyici bir finansal alan haline gelecek. Türkiye bu dönüşümün merkezinde yer alabilecek ülkelerden biri” ifadelerini kullandı.
Türkiye’nin SKDM’den en fazla etkilenecek ülkeler arasında yer aldığını vurgulayan Nicastro, bu etkinin yalnızca bir risk değil, aynı zamanda önemli bir fırsat alanı yarattığını söyledi. Erken uyum sağlayan ülkelerin ve şirketlerin küresel rekabet avantajı elde edeceğine dikkat çekti.
Nicastro ayrıca, karbon piyasalarında fiyat oluşum mekanizmalarının henüz tam olarak oturmadığını belirterek, bu nedenle finansal risk yönetimi araçlarının kritik önemde olduğunu ifade etti. Geliştirilen finansal ürünlerin, şirketlerin fiyat oynaklığına karşı korunmasını hedeflediğini söyledi.
Karbon piyasaları neden finans başlığı oldu?
Karbon piyasaları, sürdürülebilirlik başlığı olmaktan çıkarak küresel finans sisteminin yeni alanlarından biri haline geliyor. Karbon, şirket bilançolarında finansal risk kalemi olarak yer alırken; yatırım kararları, kredi mekanizmaları ve şirket değerlemelerinde belirleyici rol üstleniyor. Bu dönüşüm, karbonu çevresel bir yükümlülükten stratejik bir ekonomik araca dönüştürüyor.
SKDM ve ETS ihracatı nasıl etkileyecek?
SKDM ve Türkiye’nin devreye almaya hazırlandığı Ulusal Emisyon Ticaret Sistemi (ETS), ihracatçı açısından yalnızca yeni bir uyum sürecini değil, ticaret modelinin dönüşümünü ifade ediyor. Karbon maliyeti, özellikle sanayi ve enerji yoğun sektörlerde doğrudan fiyatlama unsuruna dönüşüyor. Uzmanlara göre bu süreç, karbon yönetimini çevre politikası alanından çıkararak doğrudan rekabet stratejisinin merkezine yerleştiriyor. Erken uyum sağlayan şirketler için bu dönem bir riskten çok, sürdürülebilir rekabet avantajı yaratma fırsatı olarak görülüyor.


